Çocuklarıma Mektuplar
Çocuklarıma Mektuplar
Antonio Gramsci
Belge Yayınları
“Çocuklarıma Mektuplar” İtalyan düşünür, Marksist kuramcı ve işçi sınıfı liderlerinden biri olarak tanıdığımız Gramsci’nin politik olmadığını söyleyemeceğim-yaşama dair olup politik olmayan ne var ki? sorusunun yöneltilme ihtimaline karşı-ama daha çok duygusal yaşantısı üzerinden hareket eden bir kitap.
Ben kitapçıda ilk karşılaştığımda hem çok heyecanlanmış hem de gerçekten onun mu diye şaşkınlığa uğramıştım. Bu şaşkınlık bir önyargıdan kaynaklanıyordu büyük olasılıkla. Bazen baskın bir yönü ile tanımış olduğunuz bir kimsenin hayatının sadece baskın olduğu şeylerle dolu olduğuna dair bir önyargıya, yanılgıya düşebiliyorsunuz. Bu yanılgı ve önyargıyla yüzleştirdiği için de ayrı bir anlamı var kişisel olarak ben de.
Gramsci,1926 yılında uydurma gerekçelerle tutuklanıp, Ustica adasına hapsedilir.
1928 yılında ise 20 yıl hapse mahkûm edilir. Cezaevi koşulları kötü olan sağlığını daha da bozar. Tüm bu kötü koşullar altında iken felsefi-siyasal düşünce ansiklopedisi niteliğini taşıyan Hapishane Defterlerini yazmaktan ve işçi sınıfı ve yaşamla bağlarını koparmamayı başarır.
Masal Taşıyan Mektuplar
Gramsci mektuplarını Puşkin, Ravegnani, Kipling, Dickens, Tolstoy, Turgenyev, Saintene ve Gorki’nin masalları ile zenginleştirir. Bu açıdan “Çocuklarıma Mektuplar” kitabı ünlü yazarların seçilmiş çok güzel masalların, Gramsci’nin çocuklarına mektup aracılığı ile
hediyesi iken kitabı okuyan ve okuyacak olanlara da kitap sayfalarının arasına serpiştirilmiş birden çok sürpriz hediye gibi algılanabilir.
Delio ve Giuliano’ya gönderilmiş bu masallar aslında sadece çocuklara yazılmış mektuplar olarak değerlendirilmemelidir. Gramsci bu mektupları çok da parlak geçirmediği kendi çocukluğuna, çocukluğuna geri dönerek annesine ve okuyanlara da yazmıştır.
Kanatları Olmayan Melekler
“Sevgili çocuğum seni yalnızca mektuplarından ve büyüklerinin bana yolladığı bilgilerden tanıyorum.” der mektuplarından birinde. Çocuklarının büyümekte olduğunu yazış biçimindeki değişiklikten anlar. Yazılarının olgunlaşması bir anlamda çocukların olgunlaşmasıdır.
Bir taraftan da büyümeyi fotoğraflardan takip eder. Üç yıl sadece başlarının olduğu fotoğraflar alır. Bu durumda da çocuklarının “kanatları olmayan melekler” olduğuna inandığı ifadesi ile dile getirir.
Bu kitap, Gramsci’nin bir anlamda tecrit edilmiş olduğu dış dünya ile bağının da öyküsünü taşır. Ne yazık ki bu bağ hüzünlü bir bağdır. Gramsci, içinde hiçbir zaman kendisinin olamadığı bir fotoğraf, yazılırken yazılmasına tanıklık edemediği mektuplar, sabah kahvaltısında tam gününde okuyamadığı gazeteler ve kendisinin alamadığı kitaplarla dolu bir hayatta ne kadar hüzünden uzak olabilirdi ki?
Soruyu soruş tarzım hüzünden uzak olamaz gibi bir yanıt alacakmış gibi gözükse de
bir okur olarak benim için hüzünden çok ayrıştırmadan okuyamadığım mektupları ve yaşamı Gramsci benim algıladığım gibi algılamıyor, yazmıyor, yaşamıyordu.
Hayatı güçlükler silsilesi olarak değil de, ustalaşmak isteyen bir işçinin yaşantıladığı bir “öğrenme evresi” olarak görüyordu.
Tanık olamadığı şeylere tanık olamamanın yoksunluğuna odaklanmak yerine durumun gerçekliğini kabul edip bu durumu kendi lehine çevirmeyi deniyordu.
Çocuklarının nasıl etkilendiğini görsel olarak göremediği için kendisine yazılmasını istiyordu.
Çocuklarına masallar anlatmak istiyordu. Ama fiziki olarak çocuklarının yanında olması mümkün olmadığı için Giulia aracılığı ile masalların anlatılmasını sağlıyordu. Kendi mektuplar aracılığı ile masalları yazar, Giulia ise çocuklarına okurdu. – Bir anlamda eylemlerin de mülkiyetsizleşmesini sağlardı. Bir şeyi yapan özne illa kendi olmak zorunda değildir ki!-
Çocuklarının neler öğrendiğini en ince ayrıntıları ile öğrenmek, gelişimlerinin farkındalığına sahip olmak istiyordu.
“Ne durumda olursan olsun, eğer bir şey yapmak gerekiyorsa bunu yakınmadan, köpek enikleri gibi öfkelenmeden, her şeyden bir yarar sağlayarak yapmak gerek.” diyerek haksız yere yaşamdan tecrit edilmişken bile yakınmak yerine kendine ve çocuklarına yakınmamayı öğretiyordu.
Mektupların içindeki masallardan bahsedip onlara dair hiçbir şey koymamak sanırım yazıda bir eksiklik duygusu yaratacaktır. Ben kitapta geçen masallardan birini seçmek yerine Giuseppe Ravegnani’nin giriş yazısındaki benzetmesinden yararlanacağım.“Antonia Gramsci’nin yaşamını bir masala benzetebilirsiniz, bu doğrudu, çünkü hayat herkes için, varolmayan bir kadere bağlamak isyerinin arzusuna göre, güller ve dikenlerle dolu, güzel ya da çirkin bir masaldır.”
Gramsci’nin yaşam masalının içindeki iki kahramandan söz edeceğim.
Gramsci’nin mektuplarından birinin başlığı “İki küçük serçe”dir. Burada şimdi sahip olduğu ve daha önceden sahip olmuş olduğu iki serçeyi betimler.
Ölmüş serçesi, büyük olasılıkla hamam böceği ya da kırkayak yiyerek zehirlenerek ölmüştür. Ölen serçeyi şimdikinden çok daha sevimli olarak betimler, öfkeli ve canlı olduğunu söyler. Kendine el sürdürmediğini evcilleşmiş olmasına karşın her zaman araya bir sınır koyduğunu vurgular. İkinci serçe ise son derece uysal, köle ruhlu ve kendini yönetmekten acizdir.
Tek başına kolaylıkla yiyebildiği halde birilerinin onu beslemesini istiyordu.
Gramsci’nin serçelerle ilgili iki ayrı betimlemesi aslında insanların da betimlemesi olarak okunabilir. Birinci serçe, onun için yaşamına anlam yükleyen, boyunduruk altına girmemek için elinden geleni yapan, kendi işlerini kendi gören, uyumlu olsa da kendi sınırları olan insanları temsil ediyordu. İkincisi ise bu özelliklerin tam aksine sahip olanları. Her yaşam bir masaldı belki de: farklı değerleri, tercihleri belirli sembollerle anlatan. Bu serçelerden birincisi de Gramsci’nin çocuklarının sahip olmasını arzuladığı nitelikleri taşıyan bir örnekti. Çocuklar “İki küçük serçe”yi okuduklarında babalarının daha sevimli bulduğu serçeye öykünüp, onun niteliklerini taşımayı isteyebilirlerdi.
Yegâne Cennet
Mektuplar “Anne Cenneti” başlığı ile Gramsci’nin annesine yazdığı mektuplar ile son buluyor.
Sonuç olarak, Gramsci’nin çocuklarına yazdığı mektuplardan birinde dediği gibi
“Her şey sıkı sıkıya birbirine bağlı ve bütündür. Eğer bütünün bir tek parçası eksik ya da bütünü bozuyorsa öz de bozulur.” Özünü korumak, bozmamak için elinden geleni yapmış birinin aynı farkındalığı ve bilinci aktarmaya çalıştığı mektupların kendi özümüz üzerine düşünmek için bir fırsat niteliği taşıyabileceğini söyleyebilir. Kendimizi müdahale etmekte zorlandığımız yaşamı biraz da olsa sorgulamak için zorlayabiliriz.
Felsefe
| Siyasal Mücadele ve Askeri Savaş*-Antonio Gramsci |
|
Askerî savaşta düşman ordusunun imha ve topraklarının işgal edilmesiyle stratejik amaca varınca başarıya ulaşılır. Üstelik şu da belirtilmelidir ki, savaşın sona ermesi için stratejik amaca sadece potansiyel olarak ula şılması yeterlidir. Yani düşman ordusunun artık savaşamayacağının ve zafere ulaşmış ordunun düşmanın topraklarını işgal «edebileceğinin» şüphe götürmemesi yeterlidir. Siyasal mücadeleyse çok daha karmaşıktır: bir bakıma koloni savaşları ya da, zafere ulaşmış ordunun kazandığı toprakların bütününü ya da bir bölümünü kalıcı bir biçimde zaptettiği, eski fetih savaşlarıyla bir tutulabilir. Bu durumlarda mağlup ordu silahlarından arındırılıp dağıtılır ama m... |
- Tekniğin Olanaklarıyla Yeniden Üretilebildiği Çağda Sanat Yapıtı - Walter Benjamin
- Kültür Endüstrisini Yeniden Düşünürken- Adorno
- Marx'ın neresindesiniz; sağında mı, solunda mı? Erol Göka
- John Berger’dan Seçme Yazılar: Yiyenler ve Yenenler
- İnsanlık Nereye-Ender Helvacıoğlu
- Modernlik Dün Bugün ve Yarın-Marshall Berman
- Modernlik ve Devrim -Perry Anderson
Kapitalizm - Emperyalizm
| 28 Şubat Dönemecinden AKP` li Yıllara İslamcı Sermaye-A.Ekber Doğan |
|
İslamcı siyasetin 1990'lı yıllardan beri en popüler ve güçlü siyasal aktörü olmuş RP-FP-AKP çizgisinin genel olarak sermaye sınıfıyla, özel olarak da "İslami sermaye" diye adlandırılan kesimle ilişkileri hareket içinden gelenlerin kurcalamaktan imtina ettiği, ulusalcı-Kemalist çevrelerinse kriminal bir konuymuş gibi yaklaştıkları bir meseledir. Bu ilişkiyi ele alma konusunda genel geçer yaklaşım, sıradan bir iktidar çevresi-onunla ilişkili burjuvaların bireysel ve kolektif çıkar birliği anlamına gelen bir kayırmacılık ve zenginleşme ilişkisi biçiminde ele almaktır. Bu çalışmada söz konusu ilişki, -"ahbap-çavuş kapitalizmi"ne özgü, andığımız türden... |
- LİBERALİZM VE DEMOKRASİ : Düşman Kardeşler? -Immanuel Wallerstein
- Yaşamın İçindeki Tek ‘Gerçek’
- Çokuluslu Şirketlerin Tarıma Karşı Saldırısı-João Pedro Stedile*
- KÜRESEL KRİZ: Yapısal Nedenleri ve Türkiye Ekonomisine Etkileri*
- Ekoloji ve Kapitalizmden Sosyalizme Geçiş (John Bellamy FOSTER)
- Emperyalizmin Yeniden Keşfi- John Bellamy Foster (Çeviri:Saim Özen)
- TÜRKİYE DE TARIM NASIL DÖNÜŞTÜRÜLÜYOR? -Dr.Necdet ORAL







