Solforum.net
Politik Tartışma-Derleme-Yorum-Haber

Üniversiteler arası diyalog sempozyumu

Yazıcı uyumluYazıcı uyumlu
Sosyolog Dr. Joost Jonger: Kürt açılımı AKP'nin Kürt özgürlük hareketine siyasi ve ideolojik bir cevabıdır.

DİCLE Üniversitesi (D.Ü.) ve Boğaziçi Üniversitesi (B.Ü.) öğrencilerinin kurduğu ve savaş karşıtı olarak bilinen Barış ve Gençlik İnisiyatifi, dün Diyarbakır’da Cegerxwin Kültür Merkezi’nde “Diyalog Sempozyumu” na basladi. Diyarbakır Büyükşehir, Kayapınar, Sur belediyeleri ile Eğitim Sen ve Diyarbakır Sanat Merkezi’nin de destek verdiği sempozyumda, B.Ü.’den 20, D.Ü.’den 20 kişi olmak üzere toplam 40 öğrenci, 3 gün boyunca düzenleyecekleri dört çalıştay ve söyleşilerle barış, demokrasi, temel hak ve özgürlükler, ekonomi, algı ve zihniyet gibi konularla Kürt sorununda çözümü tartışiyorlar.Düzenlenen sempozyuma, Wageningen Üniversitesi Sosyal Bilimler Araştırma Merkezi’nden Joost Jongerden, Boğaziçi Üniversitesi’nden Muzaffer Kaya, Dicle Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi’nden Abdurrahim Özmen, Gazeteci-Yazar Belma Akçura, Sendikacı-Yazar Handan Çağlayan, Central European University’den Nil Mutluer, Yazar ve Siyasetçi Orhan Miroğlu, Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden Zeynep Çağlayan Gambetti, Gazeteci-Yazar Evrim Alataş, Sabancı Üniversitesi’nden Haydar Darıcı, Yönetmen Kazım Öz, Yönetmen Yeşim Ustaoğlu, Gazeteci-Yazar Vedat Çetin gibi isimlerin de aralarında bulunduğu çok sayıda kişi konuşmacı olarak katıliyor.

Dicle ve Boğaziçi üniversiteleri öğrencilerinin kurduğu Barış ve Gençlik İnisiyatifi'nin Diyarbakır'da düzenlediği "Diyalog" sempozyumuna katılan Sosyolog -Yazar Dr. Joost Jongerden, Kürt sorunu, "Kürt açılımı" ve Kürt siyasetçilerine yönelik gerçekleştirilen operasyonları değerlendirdi. Kürt sorununun bütün güncelliğini koruduğunu ifade eden Jongerden, bu güncelliğin tarihsiz olduğunu belirterek, "Yani 3 sene önce de, 30 sene önce de, 70 sene önce de günceldi" dedi. "Kürt sorunu her ne kadar sürekli güncel olsa da çözüm potansiyeli önemli bir şekilde değişti" diyen Jongerden, bugünkü çözüm potansiyelinin 3 yıl yada 30 yıl önceki çözüm potansiyelinden farklı olduğunu kaydetti. Reformun gerekliliğinin Türkiye'de bir soru değil, ancak hangi reformların gerekli olduğunun bir soru olduğunu dile getiren Jongerden, "Kürt sorunu var mı? Sorusu değil ama 'Kürt sorununda muhatap kim?' sorusu önem taşıyor. Bu anlamıyla günümüzdeki perspektifleriyle eskiye göre farklılık gösteriyor. Bu da Kürt özgürlük mücadelesinin bir sonucudur" dedi.

'KCK sistemi radikal demokrasi talebinin bir sonucudur'

"Kürt sorunu isyan ile başladı, kitleselleşti ve önemli derecede kurumsallaştı" diyen Jongerden, "Üstelik bu hareketin açık ve net bir projesi var. Bu proje 'Radikal Demokrasi' projesidir. Bu projenin temelinde Kürt özgürlük hareketi kendini yeniden yapılandırdı. KCK sistemi bu yapılanmanın bir sonucudur. Ama aynı zamanda Türkiye'deki siyasal sistem için gerekli reformları kapsayan bir görüş ve gündemi var" dedi. Türkiye'deki diğer partilerde böyle bir görüşün olmadığını dile getiren Jongerden, "Onlar sırtını geleceğe dönmüş, geldikleri yere doğru yürüyorlar. Bütün söyledikleri bayatlamış birkaç klişedir. Tek vatan, tek millet, tek devlet, tek bayrak yani tekçi oldular. Belki AKP kısmen İslami görüşü ile onlardan farklıdır. Bu yüzden Kemalist elit onlara şüphe ile bakıyor" şeklinde konuştu.

'Devlet özgürlük mücadelesinin kurumsallaşmasından korktu'

2009 yerel seçimlerinin ardından Kürt sorununun çözümünde önemli bir potansiyelin ortaya çıktığını ifade eden Jongerden, devlet cephesinden yeni bir adım atılmadan Kürt siyasetçilere yönelik tutuklama furyasının yaşandığını ve "Kürt açılımı"nın ortaya çıktığına vurgu yaptı. "Görülen odur ki bu iki gelişme özgürlük hareketinin artan gücüne cevap oldu" diyen Jongerden, "Bu artan gücün önemli göstergesi, yerel seçimler oldu. DTP'nin aldığı iller 5'ten 8'e, ilçeler 32'den 51'e çıktı. AKP'nin almak için çok çaba sarf ettiği Diyarbakır da DTP'de kaldı" dedi. 'KCK operasyonu' adı altında DTP'ye yönelik gerçekleştirilen operasyona dikkat çeken Jongerden, operasyonun nedenini şöyle açıkladı: "DTP'nin zaferinin arkasında KCK'yi gördüler. Sadece bundan rahatsız olmadılar. Aynı zamanda özgürlük mücadelesinin kurumsallaşmasından korktular."

'AKP çözüm için gündemini oluşturamıyor'

AKP'nin "Kürt açılımı"nı da değerlendiren Jongerden, "Kürt açılımı"nın AKP'nin "Kürt özgürlük hareketine" siyasi ve ideolojik bir cevap olduğunu kaydetti. "Kürt açılımı projesi ile aslında AKP Kürt hareketinin önünü kesmeye çalışıyor" diyen Jongerden, "AKP Kürt sorununun çözümü noktasında bir türlü kendi gündemini oluşturamıyor. Bunun nedeni ise başta kendisinin bu sorunu kabul edememesidir. Sistem de böyle bir çalışmaya fazla olanak vermiyor. Tutuklama furyası bunun açık bir örneğidir. Zaten bu eskiden beri süregelen bayatlamış bir politikadır" dedi.

'Kürt hareketi radikal demokrasiyi esas aldı'

"Gelişmeler her ne kadar farklı olsa da hepsi eski bir mantalitenin ürünüdür. Bu mantalite de Kürt özgürlük hareketini her zaman bir tehdit olarak görülmesidir" diyen Jongerden, "Ama tabiî ki Kürt özgürlük hareketi bir tehdit değil, eşit haklara sahip olma ve insanca yaşamaya kavuşma mücadelesidir" dedi. Jongerden, "Baskı ve adaletsizlik bu hareketi yarattı. Bu harekette esas olan enternasyonal özellikler göstermektedir" dedi. Kürt hareketinin, Ernesto Laclau, Chantall Mouffe, Murray Bookchin'in sunduğu "Radikal Demokrasi" projesini esas aldığını ifade eden Jongerden, "Bu proje demokrasiyi üç boyutlu ele alıyor. Yurttaş ile devlet, yurttaş ile toplum, yurttaş ile yurttaş ilişkilerini sorguluyor. Bu sorgulamalar, Demokratik Cumhuriyet, Demokratik Özerklik ve Demokratik Konfederalizm projeleridir. Demokrasiyi düşünmek önemli bir görevdir. O kadar önemli ki bu görev yalnızca siyasetçilere bırakılmamalıdır. Burada siyasi ve sosyal bilimcileri önemli görevler bekliyor" dedi.

Joost Jongerden kimdir?

1968 Hollanda doğumlu Joost Jongerden, 1991 yılında Kırsal Sosyoloji dalında Wageningen Üniversitesi'nden lisansüstü derecesini, 2006 yılında ise doktora derecesi aldı. Bu iki diploma arasındaki sürede savaştan etkilenen bölgelerde belgesel yapımcılığı, yayıncılık, kentsel ve toplumsal meselelerle uğraşan bir vakıfta program koordinatörü olarak çalıştı. "İskan Savaşları" konulu doktora tezinde (2006) özellikle Türkiye ve Kürtler bağlamında toplumsal ve sosyal dönüştürme araçları olarak iskan ve yer değiştirme politikalarının ve uygulamalarının analizini yaptı. Jongerden, mekan organizasyonu, yönetim ve kimlik oluşumu konularında Türkiye ve Kürtler üzerinde odaklanan çeşitli makaleler yazmış ve bildiriler sunmuştur. Yayımlanmış eserlerinden bazıları şunlardır: Türkiye'deki İskan Meselesi ve Kürtler, Türkiye Kürdistan'ında Kontrgerilla Stratejisi Olarak Çevre Tahribatı, Önce Köylü, "Modernlik", "Teknoloji".

diyarbakir evrensel-
yüksekova haber

Felsefe

Siyasal Mücadele ve Askeri Savaş*-Antonio Gramsci

Askerî savaşta düşman ordusunun imha ve topraklarının işgal edilmesiyle stratejik amaca varınca başarıya ulaşılır. Üstelik şu da belirtilmelidir ki, savaşın sona ermesi için stratejik amaca sadece potansiyel olarak ula şılması yeterlidir. Yani düşman ordusunun artık savaşamayacağının ve zafere ulaşmış ordunun düşmanın topraklarını işgal «edebileceğinin» şüphe götürmemesi yeterlidir. Siyasal mücadeleyse çok daha karmaşıktır: bir bakıma koloni savaşları ya da, zafere ulaşmış ordunun kazandığı toprakların bütününü ya da bir bölümünü kalıcı bir biçimde zaptettiği, eski fetih savaşlarıyla bir tutulabilir. Bu durumlarda mağlup ordu silahlarından arındırılıp dağıtılır ama m...

Kapitalizm - Emperyalizm

28 Şubat Dönemecinden AKP` li Yıllara İslamcı Sermaye-A.Ekber Doğan

İslamcı siyasetin 1990'lı yıllardan beri en popüler ve güçlü siyasal aktörü olmuş RP-FP-AKP çizgisinin genel olarak sermaye sınıfıyla, özel olarak da "İslami sermaye" diye adlandırılan kesimle ilişkileri hareket içinden gelenlerin kurcalamaktan imtina ettiği, ulusalcı-Kemalist çevrelerinse kriminal bir konuymuş gibi yaklaştıkları bir meseledir. Bu ilişkiyi ele alma konusunda genel geçer yaklaşım, sıradan bir iktidar çevresi-onunla ilişkili burjuvaların bireysel ve kolektif çıkar birliği anlamına gelen bir kayırmacılık ve zenginleşme ilişkisi biçiminde ele almaktır. Bu çalışmada söz konusu ilişki, -"ahbap-çavuş kapitalizmi"ne özgü, andığımız türden...