Solforum.net
Politik Tartışma-Derleme-Yorum-Haber

ANF . Haber " Devrimci Karargah " örgütü adina Emir Adnan Demirci ile bir röportaj yapti..

Yazıcı uyumluYazıcı uyumlu

Iddialarin odagindaki Devrimci Karargâh ANF'ye konustu

 24 Subat 2010 HABER MERKEZI -
 Devrimci Karargâh Örgütü yetkilisi Emir Adnan Demirci, örgütlerine karsi özel bir propaganda faaliyeti yürütüldügünü ve kendilerine yönelik saldirinin kapsamli oldugunu söyledi.

ANF’ye konusan Demirci örgütleri hakkindaki iddialara su yaniti verdi:
''Önce uyusturucu mafyasiyla finanse edildigimizi, ardindan Desa isçisini provoke ettigimizi söylediler. Ergenekon torbasinin içine tikip, isini bitirmek istediler. Bir taraftan da JITEM’le baglantimiz oldugunu söylüyorlar, diger taraftan PKK’den beslendigimizi. Nükleer ve biyolojik saldiri hazirliklari yaptigimizi söylediler. Bu yetmedi KDP tarafindan kuruldugumuz bu kez iddia edildi. Isçi Partisi’ne ait “karargah evleri” ile bizim adimiz, çagrisimlardan yararlanarak binlerce kez tekrar edilerek Devrimci Karargah Ergenekon dosyalarina sokulmak istendi. Fethullahçi medya tümüyle yalana dayali propaganda yürüttü.’’

Demirci ile Devrimci Karargah Örgütü, Türkiye solunun Kürt hareketine yaklasimi ve Ergenekon davasini konustuk.

- Devrimci Karargâh Türkiye'de bir anda hedefe koyuldu ve çok ciddi bir yönelimle karsi karsiya kaldi. Bu yönelimin zamanlamasi ve nedenleri konusunda neler düsünüyorsunuz? Bu yönelim örgütünüz açisindan ne gibi sonuçlar dogurdu?

* Devrimci Karargâh’in, karsi devrimin degerlendirme ve yönelmelerinde bir miktar özel bir yer tutmasinin belli basli ve aralarinda öncelik olusturmayan, birbirine basat iki nedeni vardir. Bunlardan biri mücadele tarzi ve bunu Türkiye devrimci hareketinde gündemlestirme gayretidir. Ikincisi ise Türkiye devrimci hareketini Kürt özgürlük hareketiyle en ileri düzeylerde yoldaslastirma çabasidir.

Devrimci Karargâh’in kendini devrimci hareket içinde bir alternatif olarak var edisinin en temel gerekçelerinden biri olarak su tablo nettir ki, devrimi ve devrimciligi sisteme dayatmayi gizli açik nedenlerle reddeden bir statüko sosyalizmi bütün devrimci gelismelerin önüne bir moloz yigini olarak çöreklenmis durumdadir. Devrimci Karargâh böyle bir sosyalizm ortamina müdahale anlaminda sekillendi. Statüko sosyalizmini parçalayarak savaskan devrimci sosyalizmin yeniden insasina yol açabilmek için tasarlandi. Verili olanlarin içinde bu nitelikte bir yol bulamadigi için bu yolu açmak için insiyatif aldi. Simdi düsünün, siz karsi devrimin yerinde olsaydiniz, 30 yilda yaptiginiz seyleri, devrimi sindirmeyi ve daha ötesi o devrimin kendini yeniden üretme kaynaklarini kurutmayi basardiktan sonra birileri çikacak ve bu tarihi geri döndürmeye çalisacak, müsaade eder miydiniz? Karsi devrim de karsi devrimciliginin dogasi geregi olani yapti ve bütün gücüyle üzerimize yöneldi. Bunda düsmanin özel bir zamanlamasi oldugunu zannetmiyorum.. Aman vermemek onun için esasti ve kosullarini olgunlastirdigi ilk firsatta da en siddetli bir sekilde vurdu.. Bunu belirtiyordu da anlasilamayacak bir sey degildi. Ama biz tedbirlerimizde yetersiz kaldik, vurdu..

Devrimci Karargâh’in düsman tarafindan hedefe konmasinin ve ciddi yönelmeye ugramasinin birinci nedeni Türkiye devrimci hareketinin devrimci hafizasini yenileme, devrimci geleneklerini hatirlatma, Türkiye devriminin devrimci yolunu gösterme gayreti olmustur. Düsman hareketimize bu gayreti tüketme amaciyla yönelmis ama Orhan yoldasimiz, hem bu amaçlarimizi pratiklestirmede gösterdigi komuta gücüyle, hem de sahadetiyle, onun sözleriyle, Bedrettin’lerden, Mahir’lerden günümüz devrimciligine uzanan devrimci zincirin kopmaz, saglam bir halkasini olusturmustur. Bu bizim yola çikistaki asgari hedefimizin gerçeklesmesidir.

Diger taraftan düsmanin üzerimize yönelmesi sadece, Türkiye devrimci hareketine yeniden enjekte etmeye çalistigimiz bu devrimci doz nedeniyle degildir. Bu Devrimci Karargâh’in ve düsmanin hareketimize duydugu öfkenin dar ve eksik kavranmasi demek olur. Devrimci Karargâh, Türkiye sinif mücadelesine devrimci tarzlarla yönelmenin yani sira, proleter sinif devrimciligini, Kürt halk kurtulus mücadelesiyle yoldaslastirmayi da esas alan bir hareket oldugu için düsman tarafindan özellikle tehlikeli bulunmus ve imhasina özel önem verilmis bir örgütlenmedir.

Türkiye devrimci hareketiyle Kürt özgürlük hareketinin iliskilenmesinin yakin tarihine bir bakacak olursaniz hemen görecekleriniz sunlardir. 90’larin baslarindan itibaren Türkiye devrimci hareketinin düsüs trendine karsi Kürt devriminin yükselen konjonktürü, Türkiyeli devrimci örgütlerle Kürt özgürlük hareketi arasindaki yoldaslasmayi BDGP gibi, birlikte cepheler kurmaya kadar gelistirmisti ki, Öcalan’in tutsakligiyla birlikte gelen paradigmal degisim dönemi özellikle Ferhat-Botan pratigiyle bir teslimiyet sürecine dönüstürülmek istenince, bu Türkiye devrimci hareketinin ezen ulus ögesi olmaktan kaynakli üstünlük duygularini yeniden kiskirtti ve Kürt devrimiyle Türkiye devrimi arasindaki uzaklik tekrar hizla büyüdü. Ferhat-Botan pratiginin kusku verici tezahürleri, Türkiye devrimci hareketine, ulusal sorunda, neredeyse kiyisina kadar geldigi özelestirel süreçten hizla kendi sinifsal/küçükburjuva degerlerine dönmekte ve özellikle kendi misaki millici anlayisina yeniden mesruiyet ve haklilik vermekte büyük imkân sagladi. Mademki yeni paradigma ulus devlet hakkindan vazgeçiyordu, demokratik cumhuriyet içinde bir arada yasamayi ön görüyordu, misaki millici anlayislarin, biz de zaten bunu istiyoruz, demelerinde hiç mi hiç beis yoktu. Ama bunun Leninist enternasyonalizmle de hiç mi hiç alakasi yoktur.

Bunu kuru ve kaba bir doktrinerlik olsun diye belirtmiyorum. Bu yaklasimi, kendileri kaçinilmaz olarak ezen ulusa içkin olanlarin, ezen ulusun sömürgeci ve soven anlayisindan kopusmalari ve onun bir inkarini temsil edebilmeleri için mutlak surette tutturulmasi gereken bir siyasal tutum oldugu için belirtiyoruz. Kürtlere, tamam sizinle kardes olarak yasariz ama siz de ayrilmak istemeyin diye propaganda yapan Türk solcusu Türk sömürgeciliginin sözcüsüdür. Ezen ulus devrimciligi, bu hakkini kullanip kullanmama isteginden bagimsiz olarak, ezilen ulusun ayrilma hakkinin sinirsiz propagandasi ve örgütlenmesi temelinde soruna yaklasir. Devrimci Karargâh, devrimci sosyalizmin bu ilkesini, benzer baskalariyla yüksek sesle ifade eden bir yapi olarak var oldu. Bu çerçeveyi, sadece bugün Türkiye devrimci hareketinde önemli bir agirlik olusturan Kemalist-ulusalci solcularla ayrim olsun diye belirtmiyorum, ayni zamanda, Kürt özgürlük hareketinin Ferhat-Botan pratigini tasfiye eden Haziran Kararlari’na Türkiye devrimci hareketinin biçtigi deger farklilasmasini gösterebilmek için de bu çerçeveyi tarif ediyorum.

Bu yüzden, Türkiye devrimci hareketinin uzun bir süredir Kürt özgürlük hareketine arkasini dönmesinden sonra, Devrimci Karargâh’in Kürt özgürlük hareketiyle yoldaslasma çabalari, sömürgeci ve sömürücü Türkiye oligarsisine karsi halklarimizin özgürlügü ve kardesligi adina, pratik degeri küçük de olsa siyasal degeri oldukça büyük bir mana ifade etmektedir.

Iste, devrimci mücadelenin ivmesini artirmaya çalismamiz düsmanin üzerimize yönelmesinin nasil birinci nedeni oluyorsa, Türkiye devriminin Kürt özgürlük hareketiyle yoldaslasmasinin bayraktarligini yapmaya çalismamiz da, ikinci önemli bir olgu olarak, Devrimci Karargâh’in, düsman tarafindan çok tehlikeli bulunmasina yol açmis ve onun, üzerimize çok ciddi yönelmesini getirmistir.

Bu yönelmelerin sonrasinda oldukça ciddi yaralar aldigimizi inkar edemeyiz. Ama daha önce de söyledik, biz bu topraklarin devrimci bereketine sonuna kadar inandigimiz için tasfiye riskinin büyük oldugu bir taktik süreci göze alabildik. Düsmanin bizde açtigi yaralar elbette bizi bir süre geriletebilir ama asla yok edemez, çünkü Devrimci Karargâh’in mücadelesi bir örgütsel varolustan önce bir çizgi mücadelesidir. Bizim girisimimiz, Türkiye devrimci hareketinin verili gidisine bir müdahale, verili olana aykiri bir çizgiyi yenileme olarak ele alinmalidir. Bu çizgi mücadelesinin Devrimci Karargâh’a düsen görevi itibariyle söylenecek olan sudur; Devrimci Karargâh, kendi önüne koydugu taktik momenti basariyla gerçeklestirmistir. Simdi yaralarini iyilestirip bu momenti daha süregen bir çizgi haline getirmenin çalismasi içindedir. Ama bundan daha önemli olani, Türkiye devrimci hareketinin bu çizgisel müdahaleyi dogru kavrayip kavramadigi, bu çizgi mücadelesinin devrimci ortamin kolektif kabulüne yerlesip yerlesmedigidir. Ne yazik ki, bu konuda daha henüz kat etmemiz gereken epey bir yolumuz oldugu açiktir.

* Özellikle bir grup medya kurulusu tarafindan Devrimci Karargâh hakkinda sürekli haberler yapiliyor. Bu haberlerde örgüt bazen "nükleer saldiri" hazirligiyla bazen de Ergenekon’la iliskili olmakla suçlaniyor. Neden Ergenekon'la bu kadar iliskilendirilmeye çalisiliyorsunuz?

- Düsman, özellikle Fethullahçi medya eliyle, daha ilk çiktigi andan itibaren Devrimci Karargâh’a karsi özel bir propaganda faaliyeti yürüttü. Bu faaliyetini hala büyük bir gayretkeslikle kesintisiz yürütüyor, çünkü surasi çok açiktir ki sizi sadece fiziken tasfiye etmesi düsmana yetmez. Sizin yenilediginiz, gündemlestirdiginiz degerleri dogrudan sizin üzerinizden kirletmelidirler ki, kafasi bulanan, hakkinizda kuskular olusan bu ülkenin devrimi arayan gençleri, isçisi, kendi örgütsel çizgisinden tatmin olmayan kadrosu sizin gibi düsünmesin, sizinle organik iliskili ya da bagimsiz bir sekilde bu degerler, yaklasimlar, tarzlar kolektiflesmesin, yaygin bir kabul görmesin.

Düsmanin, Devrimci Karargâh’a yönelik yürüttügü propaganda, ilk soru itibariyle tartistigimiz çerçevede, tümüyle Devrimci Karargâh’in tasfiyesini gerektiren iki nedene bagli olarak gelismistir. Yani baslangiçta Devrimci Karargâh’in Türkiye devrimci hareketinde gündemlestirmeye çalistigi devrimci tarzin etkisini kirmak için Devrimci Karargâh’in Türkiyeli bir örgüt olmadigini, PKK’nin bir örgütü oldugunu propaganda etmistir. Ardindan bu propagandanin etkisini yitirmesi üzerine Devrimci Karargâh’i, elindeki en güçlü politik manevra içine dahil ederek Ergenekon’la iliskilendirmeye çalismistir; bunlari Devrimci Karargâh’i Türkiye devrimci hareketinin gündeminden uzaklastirmak için yapmistir. Ardindan da, Türkiye ve Kürdistan devrimlerinin yakinlasmasina ket vurabilmek için, Devrimci Karargâh’in, “açilim” zemininde Kürt özgürlük hareketinin taktiklerini bozmaya niyetlendigini propaganda etmistir. Dolayisiyla düsmanin Devrimci Karargâh üzerinde yürüttügü propaganda savasinin bu iç nüanslarini kavramak, düsmanin Türkiye devrimci hareketinde yok etmeye çalistigi tarz ve taktikleri kesfetmek ve kavramak açisindan da önemli olmaktadir. Bunlari sirasiyla ele alacak olursak.

Bildiginiz gibi Devrimci Karargâh, ilk çikis tarziyla, havan saldirisi gibi silahli mücadeleye getirdigi bir boyutla sadece düsmani degil, Türkiye devrimci hareketini de soke etti. Önce rekabetçi bir refleksle bu hareketin varligini kabullenmemeye çalistilar ama hazirlik dönemimizi bilen Kürt özgürlük hareketinin açik destegiyle ve eylemlerimize iliskin açiklamalarimiz üzerinden retçi tutumdan giderek vazgeçildi. Bu kez de, gene rekabetçi güdülerle, Türkiye devrimci ortaminin mesruiyetinden uzak tutabilmek için Kürt özgürlük hareketinin yan örgütü gibi lanse etmeye çalistilar. Devrimci ortamin küçükburjuva yapisi itibariyle bu son derece normaldi. Söylediklerimizi ve yaptiklarimizi elestiremedikleri noktada söylediklerimiz ve yaptiklarimiz temelinde bir bulusmaya mecburdular. Oysa statükocu duruslari bu evrime yol vermeyince sizi baska bir aleme atarak kendi ortamlarinda rahat kalmanin yolunu iç güdüsel olarak tuttular. Devrimci hareketin bu tutumu karsi devrime feyz verdi ve önce bizi israrla PKK’nin gölge örgütü gibi lanse ederken, Ergenekon sürecinin baslamasiyla birlikte önce PKK üzerinden, sonra daha dogrudan bizi Ergenekon’la iliskilendirmek üzere bitmez tükenmez bir medya propagandasi baslattilar. Artik herkesin de bildigi üzere, bu adamlarda yalanin haddi hesabi yoktu.

* Örgütünüzün mafyayla iliskisi oldugu da iddia edildi…

- Önce uyusturucu mafyasiyla finanse edildigimizi, ardindan Desa isçisini provoke ettigimizi falan söyleyip Devrimci Karargâh’i, yaratmak istedigi bütün degerleriyle birlikte Ergenekon torbasinin içine tikip, isini bitirmek istediler. Aslina bakarsaniz statükocu solun kendini Devrimci Karargâh’in elestirel pratiginden korumak istedigi bir dönemde bu bizim için oldukça tehlikeli bir durumdu, ama bu konuda fethullahçi medyanin o igrenç tüccar kültürünün de bize yardimci oldugunu belirtmeliyim. Hakkimizda o kadar düzeysiz yalanlar servis ettiler ki artik bunlara kimseleri inandiramaz oldular. Yalanin bu kadar ahmakçasi, ancak softalikla muhallebiye dönmüs kafalarin isi olabilirdi. Adamlar bizimle ilgili ayni Ergenekon suçlamasinda bir taraftan jitem’le baglantimiz oldugunu söylüyorlar, diger taraftan PKK’den beslendigimizi. Polis müdürünü bile saskinliga ugratacak kertede nükleer ve biyolojik saldiri hazirliklarimizi iddianamelere sokmaya kalkiyorlar, falan..
* Orhan Yilmaz Kaya’nin bazi subaylarla telefon görüsmesi iddia edildi, bu dogru mu?

- Evet, daha önceleri Orhan yoldasimizin Ergenekoncularla telefon konusmasi yaptigi üzerinden bizi Ergenekon davasina katacaklarini söylüyorlardi, ardindan tutuklu kimi tegmenlerin bilgisayarinda yoldasimizin resimleri çiktigi için bizi yeni Ergenekon davasina katacaklarini yazdilar. Hatta Dogu Perinçek’e ait oldugu iddia edilen kimi bildirileri bizim adimizla desifre etmeye kalktilar, onlarin Isçi Partisi’ne ait oldugu iddia edilen “karargah evleri” ile bizim adimiz, çagrisimlardan yararlanarak ve bilerek, inatla bu yanlislik binlerce kez tekrar edilerek Devrimci Karargah Ergenekon dosyalarina sokulmak istendi.

Oysa Devrimci Karargah’in Dogu Perinçek’e ve çizgisine bakisi bellidir, onlari sol içinde bile görmez, burjuvazinin devrimcilere karsi bir örgütlenmesi olarak görür. Hem Ergenekon iddianameleri, hem bize ait iddianameler ortaya çiktikca bu uyduruk propaganda da az çok kendini toparlamaya basladi, ne de olsa iddianameler kismen de olsa kanit üstünden düzenlenmek zorundaydi, medya gibi yalani sinirsizca kullanma sanslari olmuyordu. Netice de bizim PKK’ye karsi KDP tarafindan kuruldugumuza dair itirafçi ifadeleri, olmadi, düsürülmüs kimi unsurlarin “duyduklari” üzerinden Ergenekon’la baglantilanmamiza çalisildi. Ama artik uzun zamandir bu yalanlarin sadece Fethullahçi medyanin kendisinin söyleyip kendisinin dinledigi bir degersizlik içine düsmekte oldugunu görmekteyiz, çünkü Fethullahçi medya tümüyle yalana dayali propagandasini sadece bize karsi degil, devlet içindeki muhalifleri de dahil, kendine karsit kimi görüyorsa, o kadar yaygin kullandi ki artik yalanci çoban durumuna düsmüs durumdadir. Bir Ingiliz gazeteci bile, birinci Ergenekon dosyasinda ismi infaz edilecekler listesinde olanlarin ikinci dosyada örgüt üyesi olarak gösterildiklerini desifre etti, falan.

Yani AKP, Türk burjuvazisi açisindan önemli bir demokratik hamle olacak sekilde, ordu müdahalelerini devre disi birakmanin araci olarak Amerika tarafindan ellerine verilen imkani, kendi hegemonyasi adina öyle tüccarca kullandi ki artik bu günlerde bu hamleden geri dönülebileceginin bile sinyalleri ortaya çikmaya basladi. Kendilerine muhalif olan herkesi Ergenekon torbasinin içine atip bogmak çabasindan elbette düsmanin karsi devrimci dogasi geregi en çok devrimci yapilar pay alacakti. PKK, DHKP-C, MLKP’nin yani sira Devrimci Karargâh’in üzerine çikarilan söylentiler de tamamen bunun bir sonucu oldu. Ancak, dedigim gibi, bir taraftan düsmanin yalanda sinir tanimamasi, diger taraftan bir kismi desifre olan kadro yapimizin Türkiyeli devrimcilere tanidik gelmesi artik bu yalanlari islevsiz kalmistir. Devrimci demokrati hareket içinde hala bu yalanlara inanmak ve inandirmak isteyenler varsa, artik belki biraz onlarin üstüne düsünmek daha gerekli olacaktir.

Ikinci dalga operasyonda ise özellikle milis faaliyetimizin program ve hedefleri konusundaki hazirliklari düsmani ürkütmüs ve düsman propagandasi bu korkuya göre sekillendirilmeye çalisilmistir. Çünkü hazirliklarimiz milis faaliyetimizi metropollerde serhildanci kitle tarzini gelistirmek üzere planlanmisti ve bunu kavrayan düsman basin, daha önceleri PKK’nin örgütü, PKK üzerinden Ergenekon’a bagli örgüt olarak lanse ettigi Devrimci Karargâh’i, son operasyonla birlikte “AKP açilimi”ni sabote etmek istemekle zan altina sokmaya çalismistir. Düsürülmüs bir unsur üzerinden servis edilmeye çalisilan bu yalan dizgesi, daha önce de ifade ettigim gibi, o güne kadarkilerden kismen daha degisik bir nitelik arz etmektedir, çünkü bu yalan propaganda da amaç Devrimci Karargâh’i, daha öncekilerin asil hedefi oldugu sekliyle Türkiye devrimci hareketinden tecrit etmek degil, dogrudan Kürt özgürlük hareketiyle Türkiye devriminin devrimci tarzlarda dayanismasinin önüne saibeler koyarak engel olmaya çalismaktir.

Ama açiktir ki, hem Devrimci karargah’in Kürt özgürlesmesi üzerine yazdiklariyla belgelenmis düsünceleri, hem Türkiye ve Kürdistan devrimleri arasindaki yoldaslasma, açilimdan murad ettiginin dogrudan PKK’nin tasfiyesi oldugunu artik sagir sultanin bile bildigi AKP’nin ve fethullahçi medyanin yalanlarini etkisiz ve çaresiz birakacak saglamliktadir.

*Kürt hareketine yönelik saldiri hazirliklarinin yogunlastigi bir dönemde hareketinize yönelimin artmasi bir tesadüf mü?

- Bütün kesimleriyle Türkiyeli egemen blokun en önemli ve hayati gündem maddesinin Kürt halk direnisini bir sekilde devreden çikarmak oldugu herkesin hem fikir oldugu bir durum. Dolayisiyla hareketimize yöneliminin dolaysizca Kürt direnisiyle iliskilendirilmesi kaçinilmazdir. Kürt halki üzerine yönelecek her hamle öncesinde TC, kendi arka cephesini düzenlemistir. Bu son derece klasik bir savas tarzidir. Ileriye yürüyebilmek için arkadan vurulmanin önlemini alacaksin. Bu nedenle, örnegin, cezaevlerindeki 19 aralik katliami da, TC’nin Kürdistan’da yer tutmayi planladigi, tanklarini Süleymaniye’ye sürdügü bir dönemin arifesine gelmistir. Bu nedenle, PKK’yle Türkiye kirsalinda bir savasi yürütebilmesi için metropollerdeki egemenligini güvenceye almak, buradaki devrimci odaklari bogmak, TC için kaçinilmaz bir taktik hamledir. KCK’ye karsi sehirlerde yürütülen operasyonlar bu temelde de degerlendirilmelidir.

Düsman, Devrimci Karargâh’in tasfiyesiyle sadece bir devrimci odagi fiziken tasfiye etmis olmayacakti, ayni sekilde, Kürt özgürlük hareketiyle devrimsel temelde yoldaslamaya karsi en amansiz sekilde yönelecegini ilan ederek Türkiye devrimci hareketini de terbiye etmis olacakti. Çünkü gerçekten de sömürücü ve sömürgeci TC sistemi, kendi ölümünü görmüsçesine Kürdistan ve Türkiye devrimlerinin yoldaslasmasinin kendisi için ne kadar büyük bir tehlike ifade ettigini köse yazarlari üzerinden itiraf etmekten kendini alikoyamamaktadir. Örnegin, Fehmi Koru.. AKP’nin açilim sürecindeki problemler üzerine muhalif kesimlere seslenirken, iyi hatirliyorum, “Beyler, terör örgütü tasfiye ediyoruz” gibi bir baslikla yazmisti makalesini, PKK’nin tasfiyesinin sadece Kürt devriminin degil, Devrimci Karargâh örnegi üzerinden Türkiye devriminin de tasfiyesi demek olacagini yaziyor ve AKP muhaliflerine, salt Kürt devrimi üzerinden degil, Türkiye devrimi üzerinden de korkularini hatirlatarak onlari açilim politikalarina ikna etmeye çalisiyordu. Keza, artik ipligi pazara çikmis Ahmet Altan ve Rusen Çakir gibi sistem aydinlari tasfiye sürecinde TC’nin PKK’ye güven duyabilmesi için bir dizi seyin yani sira Devrimci Karargâh’la iliskisini kesmesini özellikle belirtiyorlardi.

Gerçekten de, metropollerde dinamikleri büyük ölçüde sindirilmis ve kontrol altina alinmis bir Türkiye devrimci hareketinin kendini devrimci zeminde yenileyebilmesinde ve savaskan bir sosyalizm çizgisini pratik kilabilmesinde Kürt özgürlük hareketinin varligi oldukça hayati bir konumdadir. Türkiye devrimci hareketi, kendi devrimciliginin potansiyel degerlerini olsun koruyabilmek adina Kürt özgürlük hareketinin sömürgeci güçlerce tasfiyesine karsi bütün gücüyle direnmelidir. Kuskusuz ki bu temelde hiçbir sey yapilmiyor diyemeyiz ama yeterli midir? Türkiye devrimci hareketinin Kürt özgürlük mücadelesiyle dayanismasi bana, Kivilcimli’nin, bundan neredeyse 80 yil evvel, Kürt isyanlari karsisinda Türkiyeli komünistlerin tutumunu elestiren sözlerini hatirlatiyor. Kivilcimli, o süreçteki komünist faaliyetin yetersizligini, Kürtler dogu’da daga çikiyor, biz batida bildiri dagitiyoruz, seklinde elestiriyordu.

* Peki bugün durum bundan farkli midir?

- Kesinlikle degil, protesto bildirileri ve basin açiklamalarindan öte bir dayanisma faaliyetine pek tanik olamiyoruz. Devrimci Karargâh, aldigi ciddi darbeye karsin, Türkiye devriminin Kivilcimli’dan beri boynuna borç olan özelestirisini pratiklestirmek için de hazirlanmaktaydi. TC’nin Kürt halkina yönelik baskilarinin öfkelendirdigi Kürt gençligi varoslarda 5 araba yakiyorsa, Türkiye devrimci gençligi üst orta siniflarin, kalin burjuvalarin yasam alanlarinda 15 araba yakmaliydi ki, hatta bunu asan tarzlara yönelebilmeliydi ki, Türk burjuvazisi, Kürdistan’daki sömürgeci baskiyi igrenç milliyetçilik sosuyla rahat yasamina yediremesin. Sömürgeciligin yol açtigi devrimci öfke onun rahatina da yönelsin. Operasyonlarda da açiga çikartildigi sekilde Devrimci Karargâh kendi milis örgütlenmesini bu taktik faaliyete göre hazirlamisti. Düsmanin ikinci dalga saldirisi bu taktigin pratiklestirilmesini engelledi. Ama düsünün bir, düsmanin Kürt halkinda yarattigi öfkeyi biz dogrudan Türk burjuvazisinin hayatina sokmayi basarabilseydik eger, yoldaslar Resadiye saldirisina gerek görürler miydi? Bir ihtimalle görmeyebilirlerdi. Hem baris diplomasisini yürütmek, hem üzerine yönelik askeri baskiyi dagitmak islevi Kürt özgürlük hareketinin omuzlarina binmis vaziyettedir. Bunun Kürt halk hareketi içinde, üzerinde düsmanin oynayabilecegi anomalilere yol açmasi son derece dogaldir. Ama bunda, bizim kanaatimize göre, kesinlikle Türkiye devrimci hareketinin Kürdistan devrimiyle dayanismada gösterdigi eksikligin büyük payi vardir. Bu yüzden, birakalim daha geri duruslari, bazi Kürt dostu yazarlarda bile gördügümüz, AKP ve TSK’dan hayir görmeyince ey solcular neredesiniz deyip, solcularin dayanismasini da statükonun rahatini bozmayacak nokta propagandayla çerçeveleyen anlayisin asilmasi gereklidir. Kürt özgürlük hareketinin dostlari, liberal bir durusla statükonun tamamlayicisi olma konumuna düsmek istemiyorlarsa eger, Türkiye devrimci hareketinin Kürdistan devrimiyle devrimci tarzlarda dayanismasinin mesruiyetini tanimali ve propaganda etmelidirler.

* Bugün gelinen asamada Kürt özgürlük çizgisiyle birlik düzeyiniz nedir? Kürt hareketinin bugün yasanan gelgitlere ragmen gelistirmeye çalistigi baris sürecini Türkiye solu nasil degerlendiriyor?

- Aklima gelen ilk sey Marks’in su sözü oluyor; tarihi insanlar yapar ama onlara dayatilan kosullar çerçevesinde. Tarihin Kürt özgürlük savasçilarina dayattigi kosullar, onlarin tarihi devrimci bir tarzda yapmalaridir. Türk solu, özellikle pratik gücünden düstükten sonra iyice doktriner oldu ve her seyi sadece yazilan çizilen üzerinden degerlendirme kolayciligini seçti. Devrimci hareketimiz, ne yazik ki, tarihsel süreçleri, zorunluluklari okuma yönteminden ve onu devinimi içinde izleme yeteneginden yoksundur. Bu nedenle özellikle post modern kavramlarla desteklenen paradigmal degisiklikler üzerinden Kürt hareketine sirtini dönmek, hem de bunu Marksizm adina yapmak onlar için kolay oldu. Biz ise, bölgede tarihin nasil akabilecegine dair kestirimlerde bulunarak, bir devrimci iradenin bu tarihsel akista nasil tavir takinabilecegine dair zorunluluklari kesfetmeye çalistik. Ve bu degerlendirmelerimiz üzerinden Kürt özgürlük hareketinin, belirttiginiz gel-gitlere bir an olsun takilmadan, devrimci tutumu konusunda bilincimizi son derece açik tuttuk. Gerilla demek emekçi demektir, özgürlükçü kadin demek sömürüye baskaldiri demektir. Bu iki temel belirleyenin yönlendiriciliginde, Ortadogu gibi tarihin yeni bir açilim momentinde kendine bir yer arayan halk gerçegine kendinizi en yakin hissetmeden, bu cografyada devrim üretmenin, felsefi kaygilarla, imkansiz demeyelim ama ne kadar zor oldugu ortada degil midir? Ve bu yakinlik bilincinin tarihsel bir durum olmasi gerektigi, pratik-politik asamalardan bagimsiz oldugu ortada degil midir?

Bu siyasal yaklasim itibariyle böyledir. Ama isin bir de anilmadan asla geçilemeyecek bir diger tarafi daha vardir. Biz, özgür Kürdistan daglarinda Kürt halkinin kurtulus savasçilarinin yoldasligini yasadik. Bu kavrami, yoldasligi, fedakarlik, dayanisma, sevgi, saygi, koruyuculuk,.. akliniza gelebilecek en yüksek insani degerlerle içini doldurabileceginiz bir derinlikte kullaniyorum. Evet orada Kürt özgürlük hareketinin yoldasligini yasadik. Bu yoldasligin hakkini verebilmek, bizim için bitimsiz bir devrimci çaba motivasyonu olmaktadir. Bu siyasal ve gönül yakinliklarinin organik karsiliklarini üretmede bizim ne yazik ki henüz çok yetersiz kaldigimiz ortada. Zaten düsman da bu konuda çok hassas ve aman vermek istemiyor, bunu daha önce belirttim, ama yaklasimda temel belirleyen yoldaslik olduktan sonra er ya da geç pratigin buna tekabül edecegi düzeyleri yakalamak elbette kaçinilmazdir.

Baris sürecine gelince.. Elbette önce sunlari belirlemekte yarar vardir. Kürt özgürlük hareketi ve Devrimci Karargâh iki ayri zeminin, birisi Kürdistan’in digeri Türkiye devriminin örgütlenmeleridir. Dolayisiyla bir ve ortak düsmana karsi devrimci bir dayanisma içinde olmalari ne kadar dogal ve istenir bir durumsa, ayni düsmanla farkli düzeylerde iliskilenmenin bir geregi olarak farkli hatta ters taktiksel süreçler içinde bulunmalari da mümkündür. Keske Türkiye devrimci hareketi de Kürt özgürlük hareketi gibi güçlü bir siyasal nüfuza ve manevra etkinligine sahip olsaydi da siyasal mücadelenin bu zenginliklerini tartisabilseydik. Ancak gerçeklik böyle degildi.

Türkiye devrimci hareketi, siyasal gündemi ancak Kürt özgürlük hareketinin yaninda durarak irdelemek konumundaydi ve biz de bir taraftan yaralarimizi sararken diger taraftan verili sürecin karsimiza çikaracaklarini tahlil etmek durumundaydik. Bu tahlillerimizde, Kürt meselesinin bir Ortadogu sorunu, Ortadogu’nun da bir dünya sorunu oldugundan hareketle ve bölge üzerinde asil belirleyici olacak Amerika’nin derin mali krizi ve Afganistan savasi nedeniyle henüz bölgeye yönelme imkani olmadigini tespit ettik ve mevcut açilimin ancak bir “AKP açilimi” olabilecegini, Öcalan’in da defalarca söyledigi gibi AKP’nin tek basina bu isi yapmaya gücünün yetmeyecegini, uluslararasi ve yerel sermaye güçlerinin asil derdinin PKK’yi tasfiye etmek oldugunu, bu sürecin bölgesel ve yerel ölçekte bir savasa gitmekte oldugunu, buna göre hazirlanmak gerektigini belirledik.

Bugün itibariyle TC’nin tasfiyeci politikasi bütün ayrintilariyla desifre olmus durumdadir ve uygulanmaktadir. Ne kadar farkli politikalarla, farkli taktiklerle, farkli açilimlarla yönelirlerse yönelsinler, uluslararasi emperyalizmin ve onun yerli ortaklarinin Kürt meselesindeki çözüm zemini PKK’nin tasfiyesi temelindedir.. TC’nin BOP’a göre yeniden yapilandirilmasi ve mevzilendirilmesi için PKK’nin tasfiyesi sarttir. Zaten bunu, bundan üç-dört yil öncesinde belirleyip, ortama sundular. Küresel kriz ve Irak sürecindeki tikanikliklar uygulamayi geciktirdi, sadece. Zamani uygun oldugunda uygulanacak çerçeve bundan farkli olmayacaktir. Bu gerçegin en iyi aktarimini bizlere zaten özgürlük hareketinin komutanlari her firsatta yapmaktadirlar. Amacin PKK’yi tasfiye oldugu ve Kürt özgürlük hareketinin kendini buna göre de hazirlamakta oldugunu izliyoruz, biliyoruz. Burada bize düsen de böylesi bir siyasal sürece göre hazirlanmaktir. Tribünden bir yorumcu olarak degil, dogrudan saha da bir oyuncu olarak bu tarihsel süreçte yer almaktir.

* Türkiye'de devrimci güçlerle Kürt özgürlük hareketinin dinamigini birlestirme amacini tasiyan bir çati partisi örgütlenmesine yaklasiminiz nedir. Bunun gerçeklesme ve basari sansini ne kadar görüyorsunuz?

- Devrimci Karargâh, tarzi ve söylemlerindeki vurgu nedeniyle salt bir vurucu güç örgütlenmesi zannediliyor ama degildir. Öyle olmak gibi bir amaci da yoktur. Devrimci Karargâh’in bütün söyledigi, kurumsal alan örgütlenmesinin sistem tarafindan kusatilarak, halk mücadelesini sisteme içkin kilmanin araçlari haline dönüsmekten korumak üzere sistemden kopusuk, sisteme karsi bagimsiz iradi durumunu üretip gelistiren devrimci örgütlenmelere ihtiyacin oldugudur. Ve bölgesel bir kiyametin alametlerinin giderek kendini açiga çikardigi bir ortamda Türkiye devrimci hareketinin bu eksikligini tamamlamak konusunda hizla hareket etmesi gerektigidir. Bunun disinda, kitle örgütlenmesini ve kitlenin siyasal alana akisini saglamak üzere kurumsal, demokratik alan örgütlenmesini, dernekler, partiler, yayinlar vb yoluyla faaliyet gösterilmesini reddedecek bir sol’culuk Devrimci Karargâh’tan çok uzak bir anlayistir. Aksine Devrimci Karargâh, bütün faaliyet dönemi boyunca gücünün yettigince demokratik alan mücadelesinin ve örgütlenmesinin içinde olmaya çalismis, Kürt demokratik hareketiyle Türkiyeli demokrasi güçlerinin kolektif platformlarini örmege en az kendi asli yapisini kurmak kadar önem vermis, hatta bu alanlara kendi kadro ekonomisinin kaldiramayacagi agirlik kaydirmalari da yapmistir. Bize göre, bugüne kadar ki çati partisi süreci, özellikle Türkiye devrimci hareketinin “Türk” olmasindan kaynakli, “Kürt” olana mesafeli durmaktan kaynakli tutuklugu nedeniyle gelisememistir. Bu çalismada görülen zaaf, düsmanin Kürt demokratik yapilanmalarina yönelik pervasizca saldirisinin ortamini hazirlamistir. Bugünkü asamada, PKK’ye yönelik ciddi hazirliklarin yapildigi bir süreçte Türkiye demokrasi hareketini çati ya da dogrudan BDP örgütlenmesi üzerinden güçlendirmek ve metropollerde sinif mücadelesinin diger alanlarindaki yogunlasmasiyla birlikte demokrasi mücadelesinin bir organi haline getirmek devrim ve demokrasi güçlerinin önündeki acil görev durumundadir.

Bununla birlikte surasi da bir hakikattir ki, bu zemin geride biraktigimiz birkaç yil içinde de ayni zorunluluk ve aciliyetle kendini dayatmis olmasina karsin bir türlü örülememis, gerçeklesememistir. Bu nedenle, hem bunu zorlayici olacak tarzda, hem de düsmanin ve sürecin halklara savas dayatmasina karsi hazirlik olmasi açisindan bir eksikligin burada özellikle belirtilmesi gereklidir: Eksik olan, sivil-kurumsal siyaset alanlarini da asacak tarzda Türkiye ve Kürdistan devrimlerinin ortaklastigi bir direnis cephesi’dir.. Böyle bir örgütlenmenin mücadeleyi zorlamadigi kosullarda, kendi statüko örgütlenmesindeki liberal ve yasalci Türk solcusunun Kürt’e yakinlasip TC’yle basini derde sokmasi beklenemez. Mücadeleyi, metropollerde de kendi erkini gösteren bir devrimci faaliyet temelinde halklastirarak, bu kitle tarzini demokratik siyaset alanina akitamazsaniz, çati ya da diger benzeri girisimleri ya Türk solcusunun bitmez tükenmez tartisma sarmalinda kötürümlestirirsiniz ya da gene sadece Kürtlere ait örgütlenmeler olarak kalir, önerdiginiz taktik hamleyi basaramazsiniz.

Bugün, Türkiyeli ve Kürt demokratik hareketleri arasindaki bir bilesik örgütlenme kadar ihtiyaç olan ve hatta diyebilirim ki, bugüne kadar ki basarisizligi asip bu örgütlenmenin de imkânlarini yaratmak üzere ihtiyaç olan Kürdistan ve Türkiyeli devrimler arasinda bir direnis cephesinin kurulmasidir. Bir tür BDGP örgütlenmesi, yani.. Yani bir Anadolu Halklari Devrim ve Direnis Cephesi.. Bize göre, Kürt özgürlük hareketi bunun örgütlenmesi konusunda özellikle gündemin giderek savasa göre sekillenmekte oldugu bir süreçte inisiyatif alabilirse halklarimiz adina gene önemli bir eksigi gidermis olur.

Bakin, kolaylikla gözlenebildigi gibi, dünya ve bölge güçlerinin gündemleri ve hazirliklari PKK’yi tasfiye temelinde gelisiyor. TC’nin merkezinde olacagi böylesi bir topyekun savas halinde düsman, PKK’nin üzerine en genis ittifaklarla yönelecegine göre, PKK’nin de bu saldiriyi en genis ittifaklar temelinde karsilamasi en olmasi gereken bir durumdur. Elbette Kürt özgürlük savasçilarinin bu güne kadarki saldirilari defetmeye yeten gücü, gündemdeki daha büyük saldirilari da, belki biraz daha zorlanmasina ragmen püskürtebilecegini söylemek mümkündür ama savasin sonucunun baslangiçta yapilan yiginaga çok bagli oldugunu Özgürlük hareketinin kurmaylarindan daha iyi kim bilebilir ki? Uluslararasi, bölgesel, yerel ne kadar gericilik varsa toplanip üzerinize gelmeye hazirlaniyorsa, salt reel politik dengelerin bosluklarindan, ne kadar manevra ustasi olursaniz olun, ancak bir yere kadar yararlanabilirsiniz. Savasi sizin adiniza asil güvenceleyecek olan, sizin de bu kapsamda bir ittifaklar gücüyle düsmanin karsisina çikabilmenizdir.

TC merkezli bir topyekun saldiriya karsi, Mesru Savunma anlayisinin topyekun direnis çerçevesinde, Kürt direnisinin asil alaninin özgüçlerinin yiginagi itibariyle kuzey Kürdistan ve Türkiye cografyasi olabilecegini kestirmek zor degilse eger, gündemdeki düsman saldirisini zaafa ugratmak açisindan Kürt özgürlük hareketinin Türkiye devrimci hareketinin en direnisçi kesimleriyle en genis ve en dar ittifak zeminleri olusturmasinin önemine vurgu yapmak Türkiyeli bir devrimci hareket olarak görevimizdir. Dogrudur, Türkiye devrimci hareketi Kürt devrimiyle yoldaslasmakta ayak diremektedir. Bunu bu görüsmemizde de hep söyledik ama stratejik bir gereklilikse bu, bu ayak diremeyi bosa çikartmakta Kürt özgürlük hareketinden beklenen, böyle bir cephe olusturmak için israrli olmaktir. Bu konuda önemli iki örnegi de var, Kürt özgürlük hareketinin. Birincisi, az önce söyledik, Birlesik Devrimci Güçler Platformu.. Ikincisi ve sanirim digerinden daha da ögretici olan, Öcalan’in Baskin Oran’i destekleme taktigi.. Baskin Oran kendi seçim mitingini 300 kisiyle yapti ama onbinlerce oy aldi, neredeyse seçiliyordu. Burada, çok ustaca, zayifta olsa ittifak gücünü güçlendirme taktigini görüyoruz, biz. Bu yaklasima dayanarak, Kürt özgürlük hareketinin, Türkiyeli bir devrimci ittifak gücü üretmede insiyatif almasinin, gündemdeki politik yükümlülüklerin altindan kalkabilecek sekilde, zayif ve daginik güçleri, güçlü ve derlesik bir düzene sokmakta destek olmasinin oldukça önemli oldugunu düsünüyoruz. Bu hamlenin, hem daha önce aktardigim sekilde, Fehmi Koru’nun sömürgeci TC adina dile getirdigi korkularinin gerçek olmasi için, hem de bir türlü çatilamayan birlesik demokratik yapinin olusturulabilmesi için oldukça katki saglayacagini söyleyebiliriz.

Bütün bunlari basarabiliriz ya da basaramayiz, orasini bilemeyiz ama bildigimiz bir tek sey vardir; Devrimci Karargah, bütün kendi eksiklerine karsin enternasyonalist anlayisi, Türkiyeli bir devrim ve demokrasi mücadelesinin geregi ve Orhan yoldasimizin mirasi olarak Kürt özgürlük savasçilarinin yaninda yer almakta kirilamaz bir kararlilik içindedir.

ANF NEWS AGENCY

 

Felsefe

Siyasal Mücadele ve Askeri Savaş*-Antonio Gramsci

Askerî savaşta düşman ordusunun imha ve topraklarının işgal edilmesiyle stratejik amaca varınca başarıya ulaşılır. Üstelik şu da belirtilmelidir ki, savaşın sona ermesi için stratejik amaca sadece potansiyel olarak ula şılması yeterlidir. Yani düşman ordusunun artık savaşamayacağının ve zafere ulaşmış ordunun düşmanın topraklarını işgal «edebileceğinin» şüphe götürmemesi yeterlidir. Siyasal mücadeleyse çok daha karmaşıktır: bir bakıma koloni savaşları ya da, zafere ulaşmış ordunun kazandığı toprakların bütününü ya da bir bölümünü kalıcı bir biçimde zaptettiği, eski fetih savaşlarıyla bir tutulabilir. Bu durumlarda mağlup ordu silahlarından arındırılıp dağıtılır ama m...

Kapitalizm - Emperyalizm

28 Şubat Dönemecinden AKP` li Yıllara İslamcı Sermaye-A.Ekber Doğan

İslamcı siyasetin 1990'lı yıllardan beri en popüler ve güçlü siyasal aktörü olmuş RP-FP-AKP çizgisinin genel olarak sermaye sınıfıyla, özel olarak da "İslami sermaye" diye adlandırılan kesimle ilişkileri hareket içinden gelenlerin kurcalamaktan imtina ettiği, ulusalcı-Kemalist çevrelerinse kriminal bir konuymuş gibi yaklaştıkları bir meseledir. Bu ilişkiyi ele alma konusunda genel geçer yaklaşım, sıradan bir iktidar çevresi-onunla ilişkili burjuvaların bireysel ve kolektif çıkar birliği anlamına gelen bir kayırmacılık ve zenginleşme ilişkisi biçiminde ele almaktır. Bu çalışmada söz konusu ilişki, -"ahbap-çavuş kapitalizmi"ne özgü, andığımız türden...