Solforum.net
Politik Tartışma-Derleme-Yorum-Haber

Baraj çatladı!

Yazıcı uyumluYazıcı uyumlu

Özgür Demir 

    PKK’li gerillaların  ülkeye girişi ve serbest bırakılmaları; Türk devletinin Kürt sorununda 85 yıldır sürdürdüğü inkar ve imha siyasetinde ilk kırılmadır ve barajın çatlaması olarak görülmelidir. 

    Özal ve ardından gelen hükümetler ‘federasyon bile tartışılabilir’, ‘Kürt realitesini tanıma’, gibi çeşitli söylemlerde bulunmuştu, fakat bu çıkışlar; inkarcı imhacı devlet politikasında en ufak bir değişiklik yaratamadığı gibi, psikolojik savaşın argümanları olmaktan öteye gidemediler. AKP’nin yerel seçimler öncesi açtığı TRT Şeş’de bu çizgiye dâhil edilmelidir.

    Ancak yaşanan son gelişme; hiçbir hukuki temele dayanmasa ve MGK kararıyla Kandil’e aynı gün hava saldırısı yapılıyor olsa da, inkar ve imha siyasetinin tıkandığının ve yeni bir politikayla değiştirilmekte olduğunun açık göstergesidir. 

    Bu politika değişimini zorlayan nedenlerin başında; elbette Kürt direnişinin kırılamamış olması gelir. 

    50 bin can kaybı, 17 bin faili meçhul, binlerce köy boşaltma ve 500 milyar dolarlık harcamayla yürütülen 25 yıllık kirli savaşın temel amacı; Kürt iradesinin kırılması ve teslim alınmasıydı. Gelinen noktaya bakıldığında amaçlananın tam tersi bir sonucun ortaya çıktığı görülür. Kürt özgürlük hareketi iradesini ve örgütlülüğünü büyütmüş,  Kürt ulusal bilinci genelleşmiş ve sahip olduğu mevzilerle kurumsal bir nitelik kazanmıştır. Genelkurmay ise; Kürt sorunu üzerindeki tekelini kaybetmiş, MGK üzerinden kullandığı siyasal alandaki hegemonyası büyük oranda erozyona uğramış, inkar imha politikasının en aktif kadrolarını Ergenekon operasyonlarına diyet ödemek zorunda kalmıştır. 

    Bu sonucu tayin eden kritik dönüm noktaları; ‘savaşın; siyasal mücadelenin bir biçimi olduğu’ bilinen gerçeğiyle ilgilidir. 99’da Öcalan’ın tutsak edilmesinin ardından; taktik üstünlüğü ele geçiren devletin askeri alana sıkıştırmaya çalıştığı mücadeleyi, PKK’nin siyasal alanda karşılayabilmesi kendini geleceğe taşımasında belirleyici bir hamle olmuştur. Buna karşılık hiçbir siyasal adım geliştirmeden salt askeri metotlarla sorunu çözeceğine inanan genelkurmayın; 2007 sınır ötesi operasyonunda ağır bir fiyaskoyla karşılaşması, inkar ve imha siyasetinin kırılmasında aynı belirleyicili öneme sahiptir.  

    Bilindiği gibi sınır ötesi operasyonun ardından ‘terörle mücadelenin çok boyutlu bir mücadele olduğu’ dillendirilmeye başlanmış ve değişiminin zorunlu hale geldiği itiraf edilir olmuştu. Kürt özgürlük hareketi ise 99’dan sonra derinleştirdiği siyasal mücadelenin sonuçlarını; 2007 sonrasında büyük bir gelişme kaydederek genel ve yerel seçimlerde topladı. 

    Genelkurmay hala askeri üstünlüğü  elde tutuyor ancak siyaseten taktik yenilgiye uğramış ve klasik inkar imha çizgisini mevcut koşullarda artık yürütemez hale gelmiştir. 

    Açılımı zorunlu kılan diğer neden; Kürt özgürlük hareketinin vaat edilen bireysel kültürel haklardan çok daha fazlasını zaten fiilen yaşatıyor olmasıdır. Devletin açılımla yapacağı Kürt halkına yeni bir şey vermek değil; sistem dışı olanı sistemin içine almak, var olana hukuk kılıfı geçirmektir. 

    Türkiye finans kapitalinin apoletli apoletsiz kliklerini yeni bir Kürt politikasına ikna eden diğer önemli etken ise; ABD’nin bölgesel planlarıyla ilgilidir.  

    ABD emperyalizmi; 90’larda Özal’a önerdiği güney Kürdistan’a hamilik projesini, bölgeye statüko dayatırken yeniden gündemleştirmektedir. ABD askerileri Irak’tan çekilmeden önce Şii çoğunluğa (dolayısıyla İran etkinliğine) karşı tehdit altında olan Kürt bölgesini ve Musul Kerkük petrollerini güvenceye alma ve daha ilerisi bölgeyi iktisadi, siyasi olarak Türkiye’ye entegre etme amacındadır. Türk devletinin güneydeki Kürt oluşumuyla kalıcı tarzda ilişkilenebilmesi için, kuzeyin engel olmaktan çıkarılmasını, dolayısıyla inkarcı imhacı siyasetin revize edilmesi isteniyor.  

    Egemen sınıfın her kesiminin iştahını kabartacak projelerle ve Obama’nın ilk dış gezisi ambalajıyla Türk devletine sunulan ‘model ortaklık’; Türkiye’nin de (Kuzey Afrika’dan Orta Asya’ya kadar genişletilmiş olan) Büyük Ortadoğu Projesine tam olarak entegre edilmesi planıdır.  

    Ergenekon’la bağırsak temizliği yapan apoletli finans kapital; yasalarla güvenceye alınmış daha yüksek otonomi, önü sonuna kadar açılan savunma sanayi ve ABD ve (görünenin aksine) İsrail’le nükleer, istihbari ve askeri ilişkileri derinleştirerek bölgedeki en önemli askeri güç haline gelme peşindedir. Tüsiad ve palazlanmış yeşil sermayeye ise; Avrupa’nın taşeronu olmak yerine, ucuz enerji kaynakları ve açılan devasa pazarlar üzerinden taşeron emperyalist olma yolu gösteriliyor.  

    Suriye, Ermenistan, Kürdistan’la ‘sıfır sorun’ , İsrail’le görüntüdeki didişme üzerinden Arap İslam dünyasında Mısır ve Suudilerin yanında konumlanma imkanı veriliyor. Özce; Clinton’un 99 AGİT zirvesinde ilk kez dillendirdiği ‘yeni Osmanlıcılık’ perspektifi taşeron emperyalist olma peşindeki Türkiye finans kapitalinin şiarı ve güncel politikası haline getiriliyor.  

    İlk uygulamaları başlatılan yeni Kürt politikası; sadece AKP’nin marifeti değil, genelkurmay, Tüsiad ve ABD’nin de arkasında durduğu, bölgesel çapta düzenlemeler içeren bir projenin parçasıdır. 

    Açılım; Kürt sorununda elbette çözüm değildir, sadece mücadelede yeni bir taktik süreç başlatması açısından önemli görülmelidir. Kürt sorunu esasta sömürge sorunudur ve sömürge olmaktan gelen siyasi iktisadi bütün sorunlar çözülene dek kanayan bir yara olmaya devam edecektir. Dolayısıyla çatışma ve uzlaşmanın bu uzun sürecin birbirini takip eden ve tamamlayan çeşitli evreleri olduğu gerçeği akıldan çıkarılmamalıdır.   

    Yeni süreçte iç ve dış operasyonlar eski tarzda uygulanmayacaktır, ancak her hangi bir süreçte tamamen durdurulacağı da beklenmemelidir. Kürt halkının demokratik taleplerine sınır koyabilmek için kritik dönemlerde devreye sokulan bir 'politik araç' olarak kullanılmaya devam edilecektir. Gerillanın da aynı metoda başvuracağı öngörülebilir.

    Gerillanın tasfiyesi Türk devletinin açılımla önüne koyduğu başlıklardan birisidir. Bunun askeri yoldan yapılamayacağı artık anlaşılmıştır. Siyasi yol için gereken geniş çaplı anayasal düzenlemeler için ise; ne içteki klik çatışmaları buna olanak tanır, ne de hakim kıldıkları şovenist histeri. Açılımın sahiplerinin orta vadede umabileceği en ileri gelişme çatışmasızlık durumu ve gerillaların sınır dışına çekilmesidir. Daha ilerisi için devletin siyasi üstünlüğü ele geçirmesi şartı vardır.

    Yeni Kürt politikasında AKP’ye de böylesi bir misyon biçilmektedir. Özgürleşen Kürtlüğü ümmetçilik kefenine sarıp yeniden toprağın altına sokmayı deneyeceklerdir.  Medya pazarlamasıyla şişirilecek kimi reformlarla Kürt halkının ulusal birliğini bölmeyi, yaklaşan seçimlerde DTP’ yi gruptan ve siyaset alanından düşürmeyi amaçlıyorlar.  

    Yakın gelecekte hükümete biçilen daha önemli misyon ise; Kürt, işçi ve Alevi dinamiklerinin birleşerek bir sistem sorunu ve alternatifi olarak ortaya çıkmasını engelleyebilmektir. Bunun için sadaka politikasıyla dinamikleri etkisizleştirmeye ve kendi dar talepleri alanına hapsetmeye çalışacaktır. 

    Yeni taktik sürecin halklara getireceği bu tarz risklerle, fırsatlar iç içedir. Siyasal mücadele alanının eskiye göre büyük oranda genişleyeceği açıktır. Şovenizmin vardığı seviyeye rağmen Kürt ve Türk halklarının ortak talepler etrafında, birlikte mücadelesi için politik zemin çok daha elverişli hale gelecektir:

    99 sonrasında daha sınırlı ama bu sürece benzer bir zemin doğmuştu. Fakat bu imkan değerlendirilemedi ve halkları yan yana getirme görevi ortada bırakıldı. Geçen on yıl sosyal şoven yaklaşımlar bir kenara bırakılırsa, sol hareket tarafından ‘bekle gör’ tutumuyla geçiştirilmiştir. Elbette bunun ağır bedelleri oldu; dağılma artan bir hızla devam ederken, işçi sınıfı ve emekçiler şovenizm zehiriyle inmelendirildi.  

    Aynı sınavdan bir kez daha geçiliyor. Bu kez geçmişte yapılan hatalar tekrarlanmamalı ve halkların ortak iradesi inşa edilerek bu toprakların çalışkan insanlarının yüzü güldürülebilmelidir. Demokrasi için Birlik Hareketi ve yeni yoldaşlarla genişletilen platform bu süreçte önemli bir şanstır. Mutlaka yaşatılmalı ve tüm muhalefet kesimlerini kapsayabilecek 'yolları bulmayı ya da açmayı' başarmalıdır. 

    26.10.2009

Felsefe

Siyasal Mücadele ve Askeri Savaş*-Antonio Gramsci

Askerî savaşta düşman ordusunun imha ve topraklarının işgal edilmesiyle stratejik amaca varınca başarıya ulaşılır. Üstelik şu da belirtilmelidir ki, savaşın sona ermesi için stratejik amaca sadece potansiyel olarak ula şılması yeterlidir. Yani düşman ordusunun artık savaşamayacağının ve zafere ulaşmış ordunun düşmanın topraklarını işgal «edebileceğinin» şüphe götürmemesi yeterlidir. Siyasal mücadeleyse çok daha karmaşıktır: bir bakıma koloni savaşları ya da, zafere ulaşmış ordunun kazandığı toprakların bütününü ya da bir bölümünü kalıcı bir biçimde zaptettiği, eski fetih savaşlarıyla bir tutulabilir. Bu durumlarda mağlup ordu silahlarından arındırılıp dağıtılır ama m...

Kapitalizm - Emperyalizm

28 Şubat Dönemecinden AKP` li Yıllara İslamcı Sermaye-A.Ekber Doğan

İslamcı siyasetin 1990'lı yıllardan beri en popüler ve güçlü siyasal aktörü olmuş RP-FP-AKP çizgisinin genel olarak sermaye sınıfıyla, özel olarak da "İslami sermaye" diye adlandırılan kesimle ilişkileri hareket içinden gelenlerin kurcalamaktan imtina ettiği, ulusalcı-Kemalist çevrelerinse kriminal bir konuymuş gibi yaklaştıkları bir meseledir. Bu ilişkiyi ele alma konusunda genel geçer yaklaşım, sıradan bir iktidar çevresi-onunla ilişkili burjuvaların bireysel ve kolektif çıkar birliği anlamına gelen bir kayırmacılık ve zenginleşme ilişkisi biçiminde ele almaktır. Bu çalışmada söz konusu ilişki, -"ahbap-çavuş kapitalizmi"ne özgü, andığımız türden...