Solforum.net
Politik Tartışma-Derleme-Yorum-Haber

Gerilla hükümetle barışırsa

Yazıcı uyumluYazıcı uyumlu
Latin Amerika'nın bir zamanlar ölüm tarlalarıyla anılan ülkeleri Guetamala, El Salvador ve Meksika'ya giden Metin Yeğin, hükümetleriyle barış anlaşmaları imzalayan gerilla örgütlerinin liderleri ve militanlarıyla yüz yüze yaptığı görüşmeleri 'Gerillanın Barışı' adıyla kitaplaştırdı

Benim babamı yoksulluk öldürdü. Açlık ve sefalet. Daha çok küçüktüm. Köyde annem kardeşlerimle aynı yoksulluk içinde yaşamaya çalışıyorduk. Topraksız köylülerdik. Açlık ve sefaletten öleceğime direnmeye karar verdim. Gerillaya katıldım. 1979 yılıydı. 16 yaşındaydım. 17 yıl gerilladaydım, barış imzalanana kadar. Dağlarda. Okuma yazma bilmiyordum. Dağda öğrendim. Tek eğitimimi dağda aldım zaten.”
Hükümetle devrimci güçler arasında on dört yıl önce barış anlaşması imzalanan Guetamala’da, eski gerilla Gonzalez böyle başlıyor konuşmasına. Bu sözler çocuk yaşta bir insanın neden dağlara çıktığına dair ipuçları verse de, yeni sorular, barış sonrası Guetamala’da ortaya çıkan tabloyu anlayabilmek bakımından daha da önemli. Gonzalez’in, “Barıştan sonra eğitimi sürdürme şansı olmadı mı?” sorusuna verdiği yanıt oldukça kestirme: “Böyle bir şansımız yoktu zaten.” Peki, barış sonrası herhangi bir gelir elde etme imkânı da bulabilmiş miydi?” Gonzalez yanıtlıyor: “Yok hiçbir şey ve çalışamıyorduk da. Nasıl iş bulunabilir ki 17 yıl dağdan sonra?” Latin Amerika’nın neredeyse her yerinde onbinlerce can alan ölüm mangalarına ne olmuştu? Gonzalez yine umutlu değil: “Onlar zaten orduya, polise kaydırıldı çoğu ve suçu zaten onlar yönetiyorlardı. Narko trafik onların aracılığıyla sürüyordu. Fark etmedi onlar için.”
‘Marcos’la On Gün’, Topraksızlar, Patronsuzlar, Dünyanın Sokakları gibi kitap ve belgeselleriyle bilinen ve yazarlık kimliği kadar bir asri zaman seyyahı olarak da tanımlayabileceğimiz Metin Yeğin, bu kez ‘barış’a dair bir çalışmayla karşımızda. Latin Amerika’nın bir zamanlar ölüm tarlalarıyla anılan ülkeleri Guetamala, El Salvador ve Meksika’ya giden Yeğin, hükümetleriyle barış anlaşmaları imzalayan gerilla örgütlerinin liderleri ve militanlarıyla yüz yüze yaptığı görüşmeleri Gerillanın Barışı adıyla kitaplaştırdı. Kitap aynı adı taşıyan bir belgesel DVD’si ile raflarda yerini aldı. Guetamala’lı gerilla Gonzalez’in görüşleri de işte bu kitaptan.

‘Barış kararı doğruydu’
Gerillanın Barışı, önümüze serdiği deneyimler sayesinde, sadece küresel kapitalizmin yeni vizyonu olan ‘barış’, ‘özgürlük’, ‘adalet’ gibi kavramların aldığı yeni biçimleri sorgulamakla kalmıyor aynı zamanda genç ölülerin cenazeleriyle biteviye hemhal olunan ve bu nedenle ‘barış’ talebinin öncelikli gündemi oluşturduğu ülkemize de mutlaka öğrenilmesi gereken bazı dersler de sunuyor. El Salvador, Guetamala ve Meksika’da imzalanan barış ya da ateşkes anlaşmalarının üzerinden geçen bunca yılın ardından, gerilla örgütlerinin ortaklaştığı en temel nokta hiç kuşku yok ki, silahların susmasının çok doğru bir adım olduğu yönünde. Öyle ya, silah seslerinin artık duyulmaz olduğu, kimsenin kimseyi öldürmediği, asıl olanın ölüm değil yaşam olduğu bir ülkede bulunmayı kim istemez?
El Salvador’da eski gerilla örgütü şimdinin yasal partisi olan FMLN’nin (Farabundo Marti Ulusal Özgürlük Cephesi) eğitim sorumlularından Carlos Garcia Reino’nun şu sözlerine dikkat çekmek gerek: “Bence barış kesinlikle doğru bir yürüyüştü. Ne zaman ki böyle bir karşılaştırma yaparsanız o zaman mutlaka o günleri hatırlamanız gerekir. Çünkü büyük sorunlar vardı o zamanlar. Şimdi en azından sendikalar bu mücadeleyi masaya yatırabilme hakkına sahip oldu, diğer örgütlenmeler de. Bu sorunları tartışabilme hakkına, talep edibilme hakkına da sahip oldu. Şu anda halk hareketlerinin pozisyonu gerilla mücadelesinin yarattığı yararlardır. Bu durum, hepsi barış müzakerelerinin sonucu.”
Reino’nun barış sürecini olumlayan bu sözlerinin ardında FMLN’nin koalisyon hükümetinin içinde yer aldığı gerçeği var. Guatemala’da barış sonrası pek de olumlu gelişmelerin kaydedilememesi ise besbelli ki, eski gerilla örgütü URNG’nin parlamentodaki sandalye sayısının ikiyle sınırlı olmasıyla yakından alakalı. URNG ofisindeki eski bir gerilla durumu yeterince özetliyor:
“Dağlardaki silahlı mücadele şu anda yok. Peki, barış var mı? Barış filan yok. Çünkü ayrımcılık var. Sokakta birçok ölü var. Bir sürü şey sokaklarda hatta evlerde bile. Evlerde girip öldürüyorlar. Nerede barış? Barış yok. Barış yok. Nasıl barış var diyebilirsin? Barış filan yok.”
Barış sonrasında yaşananlara bir itiraz da Guetamalalı eski gerilla Luis’ten:
“Ben barış anlaşmasını okudum. Çok iyi bir kağıt. Çok fazla hak içeriyor ama şimdi hiç uygulamıyorlar. Ne yapacaksınız buna karşı? Önceden kolaydı, sizin silahınız vardı ve direniyordunuz. Peki şimdi?”

Olmaz olsun böyle barış!
Barış sürecinin halkın acil ihtiyaçlarını karşılamaya ve yaralarını sarmaya çok da muktedir olmadığını öğrendikçe, ‘olmaz olsun böyle barış’ düşüncesine kaçınılmaz olarak kendinizi kaptırıyorsunuz. Yeğin bu nedenle kendi inandığı barış anlayışını “Barış ama eşitlik, özgürlük, adalet ve barış” diye formüle ediyor.
Sorular ardı sıra sıralanıyor. Gerillanın dağdan indirilmesi iyi de, ‘barış’ ülkesinde onları bekleyen ne? Düne kadar en sıradan insanları, köylüleri, yoksulları kasap gibi doğrayan paramiliter güçlere ne olacak? Devletin sadece savaşa ve dolayısıyla öldürmeye güdülenmiş silahlı suç makineleri tasfiye edilecek ve yeniden örgütlenecek mi? Dağlardaki cinayetlerin yerini alan sokak cinayetleri nasıl önlenecek? Dağda dolaşmak yerine düz ovada siyaset yapmaya karar veren örgütlerin ‘demokratik zeminde’ faaliyet göstermelerinin önü ne kadar açık olacak? Herkesten daha fazla ezildikleri bilinen azınlıkların hakları ile ilgili olumlu yönde adımlar atılarak toplumun bir kez daha patlamasının koşulları nasıl ortadan kaldırılacak? Ve en önemlisi, barış müzakereleri sırasında devletin verdiği sözler, gerçek hayatta ne kadar karşılığını bulacak? Başka bir ifadeyle barış manifestosunu ilan eden taraflar verdikleri sözlere, attıkları imzalara ne kadar sadık kalacaklar?
İşte Metin Yeğin, gerilla liderlerinin, sıradan militanların, gecekondularda yaşayan devrim taraftarı yoksulların arasında bu ve benzeri türde sorulacak pek çok sorunun yanıtını arıyor Gerillanın Barışı’nda. Örneğin sömürgeciliğin gadrine fena halde uğrayarak diplerde yaşamaya mahkum edilmiş Mayalar’ın hayatında barış sonrasında da herhangi bir iyileşme olmadığını anlıyoruz. Dillerini ya da kültürlerini yaşatmak şöyle dursun, en basit hayat gailesine dair sorunlarının çözümü için bile atılmış kayda değer bir adım yok. Silahlarını teslim edip dağdan inen gerillalar sefil durumdalar ve güvenlik sorunları had safhada. Ve hükümetler dünyanın her yerinde aynı güvenilmezlikteler. Ne kadar süslü cümlelerle, büyük vaatlerle anlaşmalar yaparlarsa yapsınlar, asla verdikleri sözleri tutmuyorlar.
Cohen zeten söylemişti...
Sözün özü belki de, Leonard Cohen’in o pek bilinen Ewerybody Knows adlı şarkısının dizelerinde saklı.
“Herkes biliyor zarların civalı olduğunu.
Atarken parmaklarını birleştiriyor herkes,Savaş bitti, herkes biliyor bunu.
İyi oğlanlar yenildi, herkes biliyor bunu.
Herkes biliyor, zaten dövüş hileliydi.
Fakirler fakir kalır, zenginler daha da semirir.
İşler böyle gider, herkes biliyor.”

GERİLLANIN BARIŞI 
Metin Yeğin
Tarem Yayınevi
2010
224 sayfa
DVD armağanlı, 16 TL.


ERTUĞRUL MAVİOĞLU    radikal kitap

Felsefe

Siyasal Mücadele ve Askeri Savaş*-Antonio Gramsci

Askerî savaşta düşman ordusunun imha ve topraklarının işgal edilmesiyle stratejik amaca varınca başarıya ulaşılır. Üstelik şu da belirtilmelidir ki, savaşın sona ermesi için stratejik amaca sadece potansiyel olarak ula şılması yeterlidir. Yani düşman ordusunun artık savaşamayacağının ve zafere ulaşmış ordunun düşmanın topraklarını işgal «edebileceğinin» şüphe götürmemesi yeterlidir. Siyasal mücadeleyse çok daha karmaşıktır: bir bakıma koloni savaşları ya da, zafere ulaşmış ordunun kazandığı toprakların bütününü ya da bir bölümünü kalıcı bir biçimde zaptettiği, eski fetih savaşlarıyla bir tutulabilir. Bu durumlarda mağlup ordu silahlarından arındırılıp dağıtılır ama m...

Kapitalizm - Emperyalizm

28 Şubat Dönemecinden AKP` li Yıllara İslamcı Sermaye-A.Ekber Doğan

İslamcı siyasetin 1990'lı yıllardan beri en popüler ve güçlü siyasal aktörü olmuş RP-FP-AKP çizgisinin genel olarak sermaye sınıfıyla, özel olarak da "İslami sermaye" diye adlandırılan kesimle ilişkileri hareket içinden gelenlerin kurcalamaktan imtina ettiği, ulusalcı-Kemalist çevrelerinse kriminal bir konuymuş gibi yaklaştıkları bir meseledir. Bu ilişkiyi ele alma konusunda genel geçer yaklaşım, sıradan bir iktidar çevresi-onunla ilişkili burjuvaların bireysel ve kolektif çıkar birliği anlamına gelen bir kayırmacılık ve zenginleşme ilişkisi biçiminde ele almaktır. Bu çalışmada söz konusu ilişki, -"ahbap-çavuş kapitalizmi"ne özgü, andığımız türden...