Kent yoksulları ve kentin değişen yapısı
Kentsel dönüşüm
Kentlerdeki dönüşüm, kapitalizmin mekansal dönüşümünün bir parçası olarak gerçekleşmektedir. Bu açıdan kentlerle sınırlı değildir. Sanayiin üretimin yeni örgütlenmesine uygun dağılımı, sanayi-tarım ilişkisinin yeniden düzenlenmesi, tarımın yeni bir temelde örgütlenmesini de içerecek bir kapsamdadır. Küresel düzeyde sermayenin genişletilmiş yeniden üretimi, para ve mal dolaşımı süreçlerine hız kazandırmak amacıyla gerçekleştirilen emperyalist kapitalist sistemin yeniden yapılandırılması sürecinin bir parçasıdır. Bu açıdan da tek tek ülkelerle de sınırlı değildir. Sınırları da eritici bir şekilde bölgeler, alt bölgeler, serbest bölgeler, dünya kentleri, sermayenin yönetim, üretim ve dağılım merkezleri olacak biçimde düzenlenmektedir. Önceki, Cumhuriyetin kuruluş döneminin özelliklerine ve onu izleyen dönemdeki ithal ikameci bağımlı kapitalist gelişim modeline göre olan yapılanma, uluslararası mali sermayenin gereklerine ve ihracata dayalı sanayileşme olarak adlandırılan birikim modeline göre yeniden biçimlendirilmektedir.
Üretimin yeni bir temelde örgütlenmesine uygun, para ve malların hızlı dolaşımını sağlayacak, sermaye akışkanlığını artıracak bir mekansal dönüşüm, iletişim ve ulaşım teknolojilerindeki gelişimle, onların dönüştürücü etkisiyle birlikte mümkün olmaktadır. İletişim ve ulaşım teknolojilerindeki gelişim, mekanı yeni bir temelde ele almayı olanaklı kılmıştır. Mekan, zamana bağlı olarak yeniden düzenlenmekte; mekandan doğan kısıtlılıklar kaldırılmaktadır. Hız ve zamanın belirleyici olduğu mekanın yeniden planlanması, ülkeler, şehirler ve kent merkezi ile çevresi arasındaki mesafeyi kısaltmıştır. İnternetle iletişim ve ticaret, dev kargo şirketleri, yeniden konumlandırılan banka ve borsalar, sermaye yatırımlarına, para ve mal dolaşımına hız kazandırmaktadır. Kara, deniz, hava taşımacılığı, ulaşıma hız kazandırılarak, sefer sayıları artırılarak, yeni hatlar oluşturularak yeniden düzenlenmektedir. Hava taşımacılığı kitlesel olarak artıyor; dev kargo uçakları, hızlı trenler, otoyollar… Kent içlerinde de dolmuş, otobüs, tren, vapur gibi geleneksel taşıma araçları sayıca artırılıp hızlandırılıyor. Onlara, her gün yenileri, hızlı tramvay, metro, deniz otobüs ve taksileri ekleniyor. Kenti kuşatan çevre yolları, bağlantı yollarıyla kentin ana arterlerine bağlanıyor. Kent merkezine kısa sürede ulaşılabiliyor. Sınai havzalar, iş merkezleri, yerleşim yerleri de buna göre yeniden düzenleniyor. Ve her kent, her biri küçük birer kent olan matruşka benzeri iç içe geçmiş çok sayıda alt kente bölünüyor. Kent yatay olarak genişler, yaygın bir dağılım gösterirken iletişim, ulaşım ağlarıyla merkeze ve bölgesel merkezlere sıkı bir şekilde bağlanıyor.
Sermayenin küresel akış ve dağılımına bağlı olarak yeniden tanımlanan kentlere dönük, mesafeleri ve sınırları ortadan kaldırıcı, bölgesel iş yönetim merkezleri haline getirecek projeler üretilmektedir. Mega kent olan İstanbul, uluslararası sanayi, banka, ticaret tekellerinin bölgesel iş merkezi olacak biçimde yeniden düzenlenmektedir. Bu nadide kentin işbirlikçi burjuvaziyle birlikte dünya burjuvazisine tahsis edilmiş Hong Kong, Singapur benzeri bir iş yönetim merkezi haline getirilmesi projesi, 80′lerde başlatılmıştı. Sayıları hızla artan gökdelenlerle doğal güzelliği tahrip edilip en güzel yerleri yüksek rant alanı haline getirilerek, uluslararası burjuvazinin hizmetine sunacak Galataport, Haydarpaşa, Dubai Towers projeleriyle hızlandırılarak yürütülmektedir. Tüm kentlerde, kapitalist üretim ve dolaşım süreçlerindeki üstlendikleri role göre farklılıklar taşısa da, benzer bir mekansal dönüşümü, bununla birlikte mekan düzeyinde bir iç ayrışmayı gözlemlemek mümkündür. Kentlerin doğal güzelliğe sahip, çevrenin en iyi şekilde korunup düzenlendiği, iletişim, ulaşım ağlarının en gelişkin olduğu en güzide bölgeleri, işbirlikçi kapitalistlere ve uluslararası burjuvalara tahsis edilirken, aynı zamanda siyasal ve toplumsal mücadelenin, bilim ve kültürün, sanatın gelişme merkezleri olan emekçi semtleri, üniversite yerleşkeleri, sanat kurumları, hapishaneler ya kentin dışına çıkarılmakta ya da eski kentin çürümüş merkezlerinde kendilerine yer bulabilmektedirler.
Değişen toplumsal ilişkiler
Emperyalist kapitalist küreselleşme, ulusal sınırları içerisinde ne varsa çözüp dağıtıp yeniden biçimlendirirken, mekanın sınırlandırıcı, daraltıcı etkisinin eski gücünü yitirmesiyle de bireylerin yaşam ve ilişkileri, bir bütün olarak toplumsal ilişkiler hızla çözülüp yeniden biçimlenmektedir. Belirli bir mekanda -ülkede, şehirde, semtte- yaşayanlar önceki biçimiyle yaşamlarını sürdürememektedirler. Değer yargıları, düşünce biçimleri, ilişkiler, sınıf durumları sarsılıp değişmektedir. Üretim ve bölüşümün yeni bir temelde örgütlenmesi, meta egemenliğinin güç kazanması, tüm ilişkileri de daha metaya dayalı ve tümüyle onun tarafından biçimlendirilir hale getirmekte; önceki kültür, gelenek, alışkanlık, dayanışma biçimlerini çözen, en temel insani değer ve kriterleri yok eden, ezip dağıtan bir süreç yaşanmaktadır. Medya, internet, sadece mesafeleri ortadan kaldırıp birçok yere erişebilir kılmakla kalmamakta; bunlar üzerinden akan enformasyon, sistemin içsel dönüşümüne uygun kültürel bir dönüşümü de hızla gerçekleştirmektedir. Kent merkezleriyle varoşlar arasındaki kilometrelerin bir önemi kalmamıştır. Ulaşımın kolaylaşmasıyla kısa sürede merkeze inmek mümkün olduğu gibi, neoliberal kapitalizm, ekonomik, sosyal, kültürel bütün değiştirici ve yıkıcı ögeleriyle semtin içerisindedir. Meta ilişkileri tümüyle egemenlik kurmuş, kentteki kırı çözmüştür. İhtiyaçların bir bölümünün köyden karşılanması olanağı kaybolmuş, geniş aile dayanışması eski biçimiyle sürdürülemez hale gelmiştir.
Semtler, kendi içerisinde daha belirgin bir iç sınıfsal ayrışma sürecine girmiştir. Alt düzeyde fason üretim, değer kazanan arsa-bina rantları başta olmak üzere ticaret yoluyla zenginleşip farklılaşan burjuva bir azınlık, diğer yandan küçük esnafın büyük bölümünün yıkıma uğramasının yanında, emekçi sınıfların kendi içinde konum kaybına uğraması biçiminde bir ayrışma ve değişim yaşanmaktadır. Ekonomik krizlerin ivmelendirdiği (en son 2001′deki krizin), sosyal bir yıkımla birlikte gerçekleşen dönüşüm, kentin hem içerisinde hem dışarısında olmak, semtlerde şiddetli bir gerilime, toplumsal bir krize yol açmaktadır. Meta egemenliğinin semtlere doğru genişlemesi ve metaya dayalı ilişkilerin semtlerde tam bir hakimiyet kurmasının yarattığı basınç, bozucu-dağıtıcı bir çekim oluştururken, bunlardan yararlanma olanağı olmayan semtin ezici çoğunluğunu kentin dışına atıyor. Kent, meta bolluğuyla; bilgisayar-laboratuvar donanımlı özel okullarıyla, en gelişkin tıbbi cihazların yer aldığı özel hastaneleriyle, cafeleri, lokantaları, parkları, sinemaları, dev alışveriş, gösterişli eğlence merkezleri, gecekonduların yanı başında yüksek duvarlarla çevrilmiş, burjuvazinin yeni yaşam alanları lüks villa tipi konutlarıyla emekçilerin birkaç adım ötesindedir; semtte yaşayan emekçinin ise, çoğu zaman cebinde bir çay-simit parası dahi yoktur. O, işsizlik ve açlık korkusuyla, iki odalı evlerde kalabalık nüfusla sıkışmış olarak yaşar. Emekçi semtlerinde yaşayan biri, kentte sergilenen metalaşmış dünya nimetlerinin hepsinin varlığını bilir ama hiçbirisinden yararlanamaz. Ancak dışarıdan, uzağından bakar, çoğunun yanına dahi yaklaşamaz ya da kötü taklitleriyle yetinmek zorunda kalır. En zorunlu, yaşamsal ihtiyaçlarını, su, elektrik, telefon, doğalgaz faturalarını, çocuklarının okul parasını ödemekte zorlanır ve sık sık ödeyemez duruma düşer. O, tüm sayılanlardan yoksun olarak umutsuzluğu, çaresizliği, içe doğru patlayan öfkesiyle kentin dışında, varoştadır.* Neoliberalizmin bireye doğru çözme, bireyselleştirme baskısı burjuvalaşma-sınıf atlama biçimiyle karşılığını çok az sayıda bulurken, büyük çoğunluk için kendi sınıf durumu içersinde çözülme, rekabet, yoksulluk ve yoksunlaşma -daha ötesi düşkünleşme- olarak gerçekleşiyor. Kapitalizmin yarattığı artık nüfus, neoliberalizmin daha da büyüttüğü işsizlik, yoksulluk ve yoksunlaşmayla birlikte daha da çoğalmış olarak lümpen proletaryayı besleyip büyütüyor. Emekçi kitlelerdeki zaten zayıf olan sınıfsal bilincin çözülümünün yanı sıra, dinsel, milliyetçi, etnik düzeylerde karşı bütünlük oluşturarak bir aidiyet yaratma biçim ve arayışları da önceki durumlarını eskisi gibi koruyamadan, neoliberalizme göre kendilerini yeniden biçimleyip eklemleyerek varlıklarını sürdürüyorlar.
Kentsel dönüşümün kısa tarihçesi
Kapitalizmin mekansal dönüşümüne uygun bir dönüşüm geçiren kentler, 80′li yıllarda başlayan, 90′lardan beri de hız kazanıp belirginleşen bir değişim geçirmektedir. 1950′lerden itibaren tarım alanlarından dışlanan nüfusun büyük kentlere yığılması sonucu, merkezden çevreye doğru düzensiz biçimde genişleyen kentler, hormonlu bir biçimde büyümüşlerdi. Kentin önceki, hızlı ve düzensiz büyümesi işbirlikçi kapitalizmin hızlı ve çarpık gelişmesinin ürünüydü. Kentlere düzensiz ve yığınlar halinde akan emekçilerin bir bölümü montaj sanayiinde istihdam ediliyor, geri kalanı işportacılık vb. marjinal işlerde çalışıyorlardı. Hızlı, hazır ve ucuz bir işgücünü ele geçirmek için gecekondulaşma, o dönemde arsa rantlarının da düşük oluşuyla burjuvazi için pratik bir çözümdü. Gündüz fabrikasında çalışan işçinin gece de kentin dışındaki bir tepenin üstüne terini ve kanını dökerek gecekondu yapmasının bir önemi yoktu. Kırlardan gelen emekçilerin büyük bölümü, montaj biçimiyle hızlı bir gelişme gösteren sanayi tarafından istihdam edilebiliyor; kapitalist, işçilerin ev kiralarını kapsayacak bir ücret ödemekten kurtuluyordu. İşgal edilen araziler de hazine arazileriydi! Bu politika, iç pazarı genişletmeyi hedefleyen, enflasyon politikalarıyla da desteklenmiş olarak alım gücünü nispeten yüksek tutan ithal ikameci üretim ve pazar politikalarıyla da uyumluydu. Hızla düzensiz biçimde büyüyen, bu büyümeye denk bir altyapı (yol, su, elektrik, kanalizasyon, yeşil alan…) gelişiminin olmadığı, binaların, evlerin üst üste yığıldığı, merkezden çevreye doğru doğa katledilerek genişleyen metropol kentler, bu şekilde ortaya çıktı. Kapitalizmin üretim anarşisinin dışavurumu olan, bağımlı kapitalizmdeki tarım-sanayi dengesizliğinin daha açık ve derinden yansıttığı bu çarpık gelişimin tek bir mimarı vardır; kapitalizm! Bunların dışavurumu olarak ortaya çıkan altyapı yetersizliklerinin, çevre ve gürültü kirliğinin, fuhuşun, uyuşturucu ticaretinin, hırsızlık ve cinayetlerin gitgide artan, vahşileşen, çocuklara kadar inen suç ve sapkınlıkların merkezi kapitalizmin kentleridir. Kapitalizm, kentlerde kendi Frankenştaynlarını da yaratmaktadır; sosyal çürüme ve düşkünleşme arttıkça sayıları katlanarak artan lumpen proletaryanın üretim merkezidir kapitalizmin kentleri!
Kentler, dün işbirlikçi burjuvazinin ihtiyaçları doğrultusunda, yukarıda anlatıldığı biçimde düzenlenmişti; bugün de işbirlikçi burjuvaziyle birlikte emperyalist tekellerin çıkarlarına göre, sermaye akışkanlığını artıracak, uluslararası burjuvaziye yeni üs alanları oluşturacak biçimde, yeni birikim modeline uygun olarak düzenleniyor. Kentlerin hem artıdeğer üretim alanları olarak daha yüksek artıdeğer elde edecek biçimde düzenlenmesi, hem de bunu gerçekleştirmeye hizmet edecek biçimde, işgücünün yeniden üretimi için daha elverişli bir kent yapısı oluşturmak için geliştirilen Mortgage gibi Dünya Bankası çıkışlı projelerin gerisinde emekçiyi bir artıdeğer üretim nesnesi olarak gören bir bakış açısı vardır. Burjuvazi, kendisi için özel villalar, Bahçeşehir de, Zekeriyaköyde, Boğazda golf, tenis, sinema, yüzme havuzu, alışveriş merkezleri bulunan yeşil alanlar üzerine kurulmuş villa tipi evler, orta üst sınıflar için lüks konutlar yaptırırken; emekçilere de dışı cilalı, malzemesi kötü, bankaların ve müteahhitlerin insafına kalmış, şimdiden dökülmeye başlayan TOKİ vb.nin konutlarını satın almayı öğütlüyor.
Emekçiler için biçim değiştirmiş konut sorunu
Emekçiler için konut sorunu, biçim değiştirmiş olarak sürüyor. Dün, aslında gerçek sahiplerinin kendilerinin olduğu hazine arazilerine el koyarak, fabrikada kapitalist için çalıştıkları zamandan artakalan zamanda, uyku dahi uyumadan, iki gözlü, çok nüfusla, ancak tıkış tıkış yatılabilen gecekonduları kendi emekleriyle, imece dayanışmasıyla yapmış, kentlerdeki yaşama kıyısından tutunabilmişlerdi. Şimdi ise, artık bir gecekondu dahi yapmaya zaman bırakmayan uzun çalışma sürelerine ve en alt düzeyde geçime yetmeyecek bir asgari ücretle yaşamaya mahkumken, yaşam boyu borç ödemeye mahkum olacağı bir konutu, tümüyle metalaşmış arsa ve binaları satın alması öneriliyor. Yaşam boyu kölelik; banka ve müteahhitlerin insafına bırakma, kredi-borç sarmalıyla yaşam boyu sisteme bağlanma… Kapitalizmin mekansal dönüşümünün, kentlerin yeniden yapılandırılmasının emekçilerin yaşamındaki dolaysız yansıması, emekçiler cephesinden konut sorununun aldığı yeni biçim budur. Ve çözümün ipuçları da daha açık ve yalın hale gelmiş olarak bu gelişimin içerisindedir. Konut dahil, en yaşamsal gereksinimler dahi metalaştırılıyor, metalaştırılmayan hiçbir şey kalmıyor ve tüm ilişkiler metalar dolayımıyla kuruluyorsa, temelden bir değişiklik için üretim araçlarından başlayan bir toplumsallaştırma, toplumsal mülk haline getirmek artık zorunlu çözüm haline gelir. Ve neden emekçi semtlerinin pek uzağında olmayan, burjuvaların yüksek duvarlarla çevirip özel güvenlik elemanlarıyla koruduğu villalara savaş açılıp onlara el konulmasın!
Konut sorununun çözümünün ilk adımlarından birisi bu olacaktır ama sadece bu değil… Kentlerin yeniden yapılandırılması, bir bütün olarak kapitalizmin mekansal dönüşümü, stratejisini Dünya Bankasının oluşturduğu planlar dahilinde yapılıyor. Dünya Bankası, toplam üretimin yüzde 25′inden fazlasının kentlerde gerçekleştirildiği tespitini yapıp daha gelişkin altyapı düzenlemeleriyle kentleri, sömürü ve karı daha azamileştirecek bir düzeye çıkartma hedefini koymuştur önüne. Kapitalizmin ve kentin önceki büyümesinden farklı olarak -ki o zaman da planlardan tümüyle azade değildi- teknik bir planın varlığı, kapsamlı, görkemli tasarımların oluşturulması, yeni yapı malzemeleri kullanılarak bunların vücut bulmaları, mimari dehaların ürünü ve mühendislik harikası binalar, yollar, hava limanları, köprüler, tüp geçitler.., kendi başlarına değil oluşturulan tercihler dahil, ancak bir sınıf stratejisi içerisinde bir anlama sahiptirler. Bu açıdan bakıldığında sermayenin yeniden üretimiyle ilgili sorunların çözümünü, daha çok artıdeğer üretimine uygun bir yeniden yapılandırmanın varlığını görürüz. Galataport, Haydarpaşa, Dubai Towers projeleriyle, Gökkafesiyle, Swiss, Condrad, Hyatt otelleriyle İstanbul yeniden yapılandırılırken bunun gerisindeki, uluslararası sermayenin bölgesel üslenme merkezi ve yine artıdeğer üretimi için elverişli bir turizm alanı haline getirme projesidir. Emekçilere sunulan en cazip en insani konut projelerinin gerisinde yatan ise, işgücünün yeniden üretimini daha ucuza maletme ve daha elverişli kılmaya dönük, daha çok artıdeğer elde etme sinsi hesaplarıdır.
Bugün kent sorununun çözümü sadece şehir-köy, tarım-sanayi çelişkilerinin çözümüne bağlı bir sorun olmaktan çıkmıştır. Bu çelişkiler, sorunun sosyalizmce de farklı çözümlerinin geliştirileceği yeni bir biçimleniş kazanmaktadır. Kent sorunu, sadece ekonomik ve sınıfsal olmayan ama temelinde bunların yer aldığı ve belirlediği son derece karmaşık, iç içe geçmiş ve birbirini besleyen ekonomik, sınıfsal, sosyal, kültürel, insan-doğa ilişkilerinin, toplum- birey ilişkilerinin yeniden tanımlanıp kurulacağı, kentlerde yoğunlaşmış olarak ortaya çıkan sorunların çözümü temelinde olacaktır. Bununla birlikte kapitalizmden farklı olarak şu kesindir ki; emekçilerin konserve kutusuna benzeyen daracık ve kötü konutlarda yoksulluk ve yoksunluk içerisinde yaşamalarına son verecek bir konut ve kent politikasıyla birlikte, insanın bir üretim ve tüketim nesnesi olarak değil; yaşamın temel öznesi olacağı, çevre-doğayla ilişkisinin ve toplumsal ilişkilerin karşılıklı uyum ve gelişmeyi esas alacak biçimde bir ortak yaşarlık ilişkisi üzerinde kurulacağı bir yapılanma olacaktır.
Kapitalist üretim ve dolaşımın büyük bölümünün gerçekleştiği, işgücünün yeniden üretimi süreci dahil tüm ilişkilerin metalaştırılıp metaya dayalı ilişkiler haline getirildiği kentler, burjuvaziye karşı sıcak mücadele alanı olarak da, tüm üretim ve dolaşım ağlarını; üretim yerlerini, iletişim ve ulaşım ağlarını kilitleyecek bir mücadele ve devrim stratejisini olanaklı kılmaktadır. Sadece fabrikalar değil, otoyollar, bilgi otoyolları, internet bağlantıları, kent içi ana arterler, metro ve tren istasyonları (Fransadaki son öğrenci, işçi eylemlerinde olduğu gibi) işgal edilebilir, kapatılabilirler. (Bir sektörde, kilit bir fabrikada üretimin durdurulmasının, ana bir arterin, bağlantı yolunun ya da bilgi otoyolunun kapatılmasının etkisi sistemik olacaktır. Trafikte tıkanan bir yolun bir bölgenin tüm trafiğini nasıl kilitlediğine her gün tanık olmuyor muyuz?) Neden kent yoksulları, gecekondularının birkaç adım ötesindeki Bahçeşehir vb. villarını kuşatmak varken eylemlerini kendi mahallerine sıkıştırsınlar, neden Akmerkezin önünde yapmasınlar eylemlerini? Neden işsiz işçiler kentin ana arterlerini, bağlantı yollarını kesmesinler? Neden her kitle gösterisini, protestoyu, grevi destekleyip bütünleyen bir eylemle banka-sanayi-ticaret ağları hacklenmesin?…
* Avrupanın ikinci büyük iş merkezi olduğu söylenen en tanınmış ticari markaların ve cafelerin yer aldığı Cevahir İş Merkezi açıldığında, her gün 40 binden fazla İstanbullu gezmeye, görmeye geliyordu. Alışveriş eden, cafelerde oturanların sayısı ise, 2-3 bini geçmiyor, geriye kalanı kedinin ciğere bakması gibi bakıp yutkunarak -malesef derin bir öfkeyle değil, gelecekte onlardan birisine sahip olabilme hayaliyle, aklını ve ruhunu orada bırakmış olarak- dönüyorlardı. Meta çekiminin bozucu etkisi o kadar güçlüdür ki, marka bir ürünü, kameralı bir cep telofonunu almak alabilmek için birkaç aylık ücretini vermekten kaçınmaz. Bu şekilde almak çoğu zaman mümkün olmadığından, onu alabileceği farklı, kendisini düşkünleştiren yollara sapar.
- Yorum yazmak için giriş yapın veya kayıt olun
Benzer içerik
- Kentsel Değişim Sürecinde Yer Değiştiren Yoksulluk-Biray Kolluoğlu /Ayfer Bartu Candan
- Kent Yoksulluğu Ve Modernite'nin Bu Soruna Yaklaşım Seçenekleri Üzerine- İlhan TEKELİ
- Anadoluda Konut ve Yerleşmenin Modernleşme Süreci-İhsan Bilgin
- Bir Sınıfsal Mevzilenme Mekanı Olarak Kent Agora-Toplusözleşme-Yönetişim-Nuray Sancar
- Büyük Kentler ve Sınıf Kısa Bir Durum Tespiti -Metin Çulhaoğlu
- Burada yemek yeriz , Şurada da uyuruz- Gündüz Vassaf
- Yavaşa Özlem... - Çare Olgun ÇALIŞKAN
Felsefe
| Siyasal Mücadele ve Askeri Savaş*-Antonio Gramsci |
|
Askerî savaşta düşman ordusunun imha ve topraklarının işgal edilmesiyle stratejik amaca varınca başarıya ulaşılır. Üstelik şu da belirtilmelidir ki, savaşın sona ermesi için stratejik amaca sadece potansiyel olarak ula şılması yeterlidir. Yani düşman ordusunun artık savaşamayacağının ve zafere ulaşmış ordunun düşmanın topraklarını işgal «edebileceğinin» şüphe götürmemesi yeterlidir. Siyasal mücadeleyse çok daha karmaşıktır: bir bakıma koloni savaşları ya da, zafere ulaşmış ordunun kazandığı toprakların bütününü ya da bir bölümünü kalıcı bir biçimde zaptettiği, eski fetih savaşlarıyla bir tutulabilir. Bu durumlarda mağlup ordu silahlarından arındırılıp dağıtılır ama m... |
- Tekniğin Olanaklarıyla Yeniden Üretilebildiği Çağda Sanat Yapıtı - Walter Benjamin
- Kültür Endüstrisini Yeniden Düşünürken- Adorno
- Marx'ın neresindesiniz; sağında mı, solunda mı? Erol Göka
- John Berger’dan Seçme Yazılar: Yiyenler ve Yenenler
- İnsanlık Nereye-Ender Helvacıoğlu
- Modernlik Dün Bugün ve Yarın-Marshall Berman
- Modernlik ve Devrim -Perry Anderson
Kapitalizm - Emperyalizm
| 28 Şubat Dönemecinden AKP` li Yıllara İslamcı Sermaye-A.Ekber Doğan |
|
İslamcı siyasetin 1990'lı yıllardan beri en popüler ve güçlü siyasal aktörü olmuş RP-FP-AKP çizgisinin genel olarak sermaye sınıfıyla, özel olarak da "İslami sermaye" diye adlandırılan kesimle ilişkileri hareket içinden gelenlerin kurcalamaktan imtina ettiği, ulusalcı-Kemalist çevrelerinse kriminal bir konuymuş gibi yaklaştıkları bir meseledir. Bu ilişkiyi ele alma konusunda genel geçer yaklaşım, sıradan bir iktidar çevresi-onunla ilişkili burjuvaların bireysel ve kolektif çıkar birliği anlamına gelen bir kayırmacılık ve zenginleşme ilişkisi biçiminde ele almaktır. Bu çalışmada söz konusu ilişki, -"ahbap-çavuş kapitalizmi"ne özgü, andığımız türden... |
- LİBERALİZM VE DEMOKRASİ : Düşman Kardeşler? -Immanuel Wallerstein
- Yaşamın İçindeki Tek ‘Gerçek’
- Çokuluslu Şirketlerin Tarıma Karşı Saldırısı-João Pedro Stedile*
- KÜRESEL KRİZ: Yapısal Nedenleri ve Türkiye Ekonomisine Etkileri*
- Ekoloji ve Kapitalizmden Sosyalizme Geçiş (John Bellamy FOSTER)
- Emperyalizmin Yeniden Keşfi- John Bellamy Foster (Çeviri:Saim Özen)
- TÜRKİYE DE TARIM NASIL DÖNÜŞTÜRÜLÜYOR? -Dr.Necdet ORAL






