Solforum.net
Politik Tartışma-Derleme-Yorum-Haber

Nesrin Baytok'a bir özür borcumuz var

Yazıcı uyumluYazıcı uyumlu

Nesrin Baytok, skandal literatürüne ‘o kadın’ adıyla geçti. ‘Mağdur kahraman’ konumundaki Deniz Baykal’ın evinin önünde açlık grevi yapılırken, Nesrin Baytok’un ne yaptığını bile bilmiyoruz. Kimse çok merak da etmiyor. Meraklarımız Baykal üzerinde. Şu anda ikisi de CHP milletvekili olan bu iki isim arasındaki fark, birinin erkek olması ve parti içindeki iktidarı büyük oranda elinde tutuyor bulunması.
Nesrin Baytok yok. Bütün bu türden skandallarda olduğu gibi kadın yok. Sevgili Duygu Asena’nın dediği gibi ‘kadının adı yok...’
Medyanın bu görmezden gelen yaklaşımı, Baytok’un kadın kimliğinden ötürü Baykal’a oranla daha hassas bir konumda olmasından doğan korumacı bir tutumun ürünü olarak da değerlendirilebilir. Bu tabii çok iyimser bir yaklaşım.
Öyle olsa bile, erkekler adına, siyasetçiler adına, gazeteciler adına Nesrin Baytok’a karşı bir özür borcumuz olduğu gerçeği değişmiyor. Baytok, haber ve yorumların büyük bir bölümünde ‘Baykal’ın sekreteri’ olarak anıldı. Onun 18 yıl boyunca Baykal’ın bir çok metnini yazdığını, etrafını topladığını, eksiğini, gediğini giderdiğini hesaba katmayan birçok gazeteci ve yorumcu; onun için ‘sekreter’ tanımlamasını yeterli gördü.
***
Siyasetin bir ‘erkek işi’ olduğunu, özellikle de Türkiye gibi ülkelerde bir kaç kez daha erkek işi olduğunu biliyoruz... Kadınlar ancak erkeklerin bir parçası olarak, çoğu zaman erkek siyasete ödünler vermek zorunda kalarak, siyaset içinde ki varlıklarını sürdürebiliyorlar. Erkek işi siyaset, şiddet ve gerginliğe dayalı olarak hükmünü yürütürken, kadınlar siyaset alanında varolabilmek amacıyla olağanüstü bir çaba sarf ediyorlar.
Siyasetin erkek işi olması, erkeklerin kadınları bu alanda da istismar etmesini doğal olarak beraberinde getiriyor. Kadınları, bir türlü kendilerine eşit varlıklar olarak göremeyen iktidar sahibi erkekler, onları ellerinden geldiğince geriye itmeye, aşağılarda tutmaya gayret ediyorlar. Tabii bazı erkek siyasetçiler de, kadını cinsel bir nesne olarak görmeyi tercih ediyorlar.
‘Neden bu kadar az kadın milletvekili var?’ ‘Parti yönetiminde kadınlar neredeyse hiç yok, neden?’ ‘Yerel yönetimlerde kadın yönetici oranı yüzde 1’in bile altında, şehircilikte kadınları yok saymak, aslında o şehri yok saymak anlamına gelmez mi?‘ gibi sorular erkek yöneticilerin hiçbir zaman hoşuna gitmiyor. Hatta ‘Kadınların birikimi yok ki!’, ‘Kadınların tecrübesi ve eğitimi yeterli olmadığı için listelere koymakta zorluk çekiyoruz. Olsalar da koysak.’ gibi komik değerlendirmelerle de sık sık karşılaşıyoruz.
Kadını eve kapatacaksın, ev işinin bütün yükünü dışarıda işte çalışsa da çalışmasa da onun sırtına yıkacaksın, sonra da ‘kadınların zamanı yok ki, parti toplantılarına gelemiyorlar’ diyeceksin. Bu tipik erkek ikiyüzlülüğünden yola çıkarak elbette ki birçok sosyolojik değerlendirme yapmak mümkün...
***
Baykal-Baytok olayını, “Erkek yaparsa ’elinin kiri’dir, kadın yaparsa ’fahişe’dir“ şeklindeki dâhiyane Türk aforizmasının ışığında değerlendirmek de mümkün.
Deniz Baykal’a gösterilen ilgiyi şaşkınlıkla karşılamamak elde değil. Gazete köşelerine bakıyorum, ‘alçakça bir komplo’ yorumundan geçilmiyor. Değişik fikirlerden erkekler arasında Baykal’a destek konusunda tam bir mutabakat oluşmuş durumda.
‘Mağdur Baykal’ birkaç gündür, siyaseti dizayn etmeye, CHP’ye kimin Genel Başkan olacağı konusunda söz sahibi olmaya devam ediyor.
Açlık grevcilerini yatıştırmaya, kendisine verilen desteğin sürmesinden memnun olduğunu açıklamaya devam ediyor. Medya da, Baykal’a karşı alabildiğince motive edici bir tutum sergiliyor.
Nesrin Baytok, yani ‘o kadın’ ise ortalıkta görünmüyor. Zaten görünse de ne diyeceğini,
nasıl bir ruh hali içinde olduğunu pek kimse merak etmiyor. Gözler varsa yoksa Baykal’da.
Baykal ‘mağdur kahraman’ olarak siyasi tarihimizin önemli köşelerinden birisine adını çoktan yazdırmış durumda. Nesrin Baytok’un kaderinde ise, ‘o kadın’ olmak, ‘o kadın’ kalmak var...
Tabii, Nesrin Baytok’un öne çıkma isteği olmayabilir, bir köşede durmayı kendisi tercih
ediyor olabilir. Toplumsal normlar nedeniyle, kendini ’geride durmak’ zorunda hissediyor da olabilir...
Ama Baykal’ın böylesine kahramanlaştığı/ kahramanlaştırıldığı bir süreçte, sürecin diğer aktörü olan Baytok’un böylesine geri planda durması, ne olursa olsun tuhaf bir durum. Erkek dünyasının ve özellikle erkek siyasetçilerin, Baytok’un sessizliğinden öğrenmeleri gereken çok şey var.

Kaynak: 
http://www.radikal.com.tr

Felsefe

Siyasal Mücadele ve Askeri Savaş*-Antonio Gramsci

Askerî savaşta düşman ordusunun imha ve topraklarının işgal edilmesiyle stratejik amaca varınca başarıya ulaşılır. Üstelik şu da belirtilmelidir ki, savaşın sona ermesi için stratejik amaca sadece potansiyel olarak ula şılması yeterlidir. Yani düşman ordusunun artık savaşamayacağının ve zafere ulaşmış ordunun düşmanın topraklarını işgal «edebileceğinin» şüphe götürmemesi yeterlidir. Siyasal mücadeleyse çok daha karmaşıktır: bir bakıma koloni savaşları ya da, zafere ulaşmış ordunun kazandığı toprakların bütününü ya da bir bölümünü kalıcı bir biçimde zaptettiği, eski fetih savaşlarıyla bir tutulabilir. Bu durumlarda mağlup ordu silahlarından arındırılıp dağıtılır ama m...

Kapitalizm - Emperyalizm

28 Şubat Dönemecinden AKP` li Yıllara İslamcı Sermaye-A.Ekber Doğan

İslamcı siyasetin 1990'lı yıllardan beri en popüler ve güçlü siyasal aktörü olmuş RP-FP-AKP çizgisinin genel olarak sermaye sınıfıyla, özel olarak da "İslami sermaye" diye adlandırılan kesimle ilişkileri hareket içinden gelenlerin kurcalamaktan imtina ettiği, ulusalcı-Kemalist çevrelerinse kriminal bir konuymuş gibi yaklaştıkları bir meseledir. Bu ilişkiyi ele alma konusunda genel geçer yaklaşım, sıradan bir iktidar çevresi-onunla ilişkili burjuvaların bireysel ve kolektif çıkar birliği anlamına gelen bir kayırmacılık ve zenginleşme ilişkisi biçiminde ele almaktır. Bu çalışmada söz konusu ilişki, -"ahbap-çavuş kapitalizmi"ne özgü, andığımız türden...