Solforum.net
Politik Tartışma-Derleme-Yorum-Haber

Soğuk savaşta ilk sıcak cephe Yemen-Mai Yemeni

Yazıcı uyumluYazıcı uyumluSuudi Arabistan'ın Huti isyancılarla savaşında Yemen hükümetini desteklemesi, bölgede nüfuz için verilen soğuk savaşı sıcak bir savaşa dönüştürdü. Şiilere karşı her an tetikte olan Riyad'ın iddialarına rağmen, Vahhibizm'i bölgeye yayma çabalarına tepki veren Hutiler terörist değil

Bugün Ortadoğu’da, ne yazık ki Batı’da pek yankı bulmayan hayati önemdeki bir ihtilaf kriz noktasına geldi. Arap yarımadasının ötesine yayıla-bilecek biçimde süregiden bir mücadeleye karşılık mahiyetinde Suudi Arabistan, kuzey Yemen’deki Huti isyancılarıyla doğrudan savaşa girmiş durumda.
Suudi ordusunun bu müdahalesi, kraliyetin tarihinde bir müttefiki olmaksızın sınırları dışına asker göndermesinin ilk örneği. Kraliyet
daha önce sadece aracılar kullanarak savaşlara girmişti. Suudiler 1960’larda Mısır lideri Nasır’la savaşması için kraliyet yanlısı Yemenlileri, 1980’lerde İran’la savaşması için Irak lideri Saddam Hüseyin’i ve 1990’larda da Irak’la savaşması için ABD’yi kullandı.

75 milyar dolardan fazla harcadı
Gerçekte Suudi Arabistan Ortadoğu’ya hâkim olmaya çalışan bütün ‘izm’lerle savaştı: Sözgelimi Nasır’ın pan-Arabizmi, komünizm ve bugün Müslüman Kardeş-ler’le Hamas’ın İslamizmi, Kaide’nin terörizmi ve İran’ın Şiizm’i. Dayandığı araçlar petrol parası ve Vahhabi İslam’ıydı. 1980’lerde Suudi Arabistan Vahhabi doktrinini yaymak için 75 milyar dolardan fazla harcayarak, İslam dünyasının dört bir köşesindeki okullara, camilere ve vakıflara para akıttı. Bu sayede nüfuzunu artırmayı hedefliyordu.
Bu kaynakların önemli bir kısmını da arka bahçesi Yemen’e ayırdı. Yemen’in neredeyse bütün kentleri ve köylerinde binlerce okul kuruldu. Suudi Arabistan Yemen’de, siyasi ve ideolojik olarak iktidardaki el-Suud ailesine bağlı güçlü bir Vahhabi akımı yarattı. Yemen Devlet Başkanı Ali Abdullah Salih gerçekten de, Zeydi bir Şii olmasına rağmen ihraç edilen bu Vahhabizmi ülke içindeki muhaliflerini (önce komünistler, sonra Hutiler) alt etmek için kullandı.
Fakat şimdi bu politika geri tepiyor ve dinsel ideolojilerine yönelik Vahhabi tecavüzüne karşı açıkça isyan eden Hutiler, hükümetle savaşırken komşu Suudi topraklarına da saldırılar düzenliyor. Dört aylık savaşın ardından Salih’in güçleri isyanı dizginlemeyi başaramadı. Böylece kendi savaşını yürütemeyen Salih, bir iç isyanı bütün Arap yarımadası için mezhepsel bir güvenlik tehdidine dönüştürdü. Salih’i kendi maşaları gibi gören ve başından beri yardıma hevesli olan Suudiler de askeri destek vermeye başladı.
Suudiler bu müdahaleyi ülke toprak-larının tehdit altında olduğu gerekçesine dayandırıyor. Fakat zayıf bir argüman bu ve her iki ülkede de bu savaşa ulusal destek yok. Daha ziyade, Suudi askeri müdahalesi güney sınırındaki hasmane Şii bölgesine karşı tetikte olduğunun göstergesi. Bilhassa kuzey Yemen’de yaşayan aynı kabile ve tarikatların Suudi bölgeleri Cizan ve Necran’ın da çoğunluğunu oluşturduğu düşünül-düğünde, Suudilerin endişesi artıyor. Suudi devleti kendi İsmaili ve Zeydi nüfusunun sadakatinden emin değil, zira bu kesimlerin doğal olarak Hutilere sempati beslediğinden kuşku duyuyor.
Suudi Arabistan’ın güneyi ve Yemen’in kuzeyi böylece Müslüman dünyada yaşanan daha geniş çaplı
bir iç savaşın mikrokozmosu haline gelmiş durumda. Fakat Suudi Arabistan’ın bu çatışmaya müdahalesi, bölgedeki konum ve nüfuz için verilen bir soğuk savaşı uluslararası etkileri de olan bir sıcak savaşa dönüştürüyor.
Ana çatışma Suudilerle, Suriye, Lübnan, Irak ve Gazze’de güçlü siyasi köprübaşları kuran İran arasında. Salih Suudilerin İran’ın tehlikeli bir güvenlik tehdidi oluşturduğu yönündeki algısını güçlendirmek konusunda kilit bir rol oynadı; böylece Huti isyanının jeopolitik bir çatışmaya dönüşmesine yardımcı oldu.

Kaide bağlantısı yok
Hem Suudi Arabistan hem de Yemen hükümeti Hutilerle Kaide arasında güçlü bağlar olduğunu da iddia ediyor; amaçları Amerika’nın desteğini arkalarına almak. Fakat Hutiler terörist değil. Yemen’in Sadeh bölgesindeki isyanın lideri Abdül Malik el-Huti bu ay, Zeydi Şii olan Huti-lerin Vahhabi Sünni Kaide’nin ideolojik ve stratejik antitezi olduğunu söyledi.
Bu arada Kaide bu çatışmadan fayda sağlıyor, 1500 kilometrelik sarp ve dağlık sınırda baş gösteren kaos örgütün kraliyeti istikrarsızlaştırmak amacıyla Suudi Arabistan’a silah ve savaşçı sokmasına imkân veriyor. Zayıf bir devlete sahip olan Yemen’in Sünni bölgeleri de Kaide için güvenli birer sığınak haline geliyor.
Fakat Suudilerin Yemen’de askeri olarak başarı elde etmesi düşük ihtimal. Yemen’in 700 bin kişilik ordusu, 2004’ten beri beş kez teşebbüste bulunmasına rağmen Huti isyanını bastıramadı. Şimdi işi Suudi Arabistan’ın 200 bin kişilik deneyimsiz ordusuna havale ediyorlar. Ve Suudiler halihazırda hava güçlerine güveniyor olsa da, bunu geniş çaplı bir kara savaşı takip etmek zorunda. Burası 1960’larda Nasır’ın savaşlara alışkın deneyimli birliklerinin bile tutunamadığı zorlu topraklar.
Hutilerin uçağı ve zırhlı araçları yok; sayıları, bölgeyi tanımaları ve kara mayınlarını ustalıkla kullanmaları nedeniyle taktik avantajları var. Ayrıca Hizbullah’ın Lübnan’daki faaliyetlerini andıran disiplinli bir eğitim veriyorlar.
Salih bu savaşın sonu olmadığını ilan etti. Fakat bu aşamada barışçı bir çözüm, Hutileri taleplerini (başlıca talepleri kültürlerinin ve kimliklerinin korunması; sözgelimi bir Zeydi üniversitesi kurulması) kabul ettirmek bakımından güçlü bir pozisyona yerleştirecektir.

Riyad arabuluculara karşı
Peki bir çıkış yolu var mı? Geçen yıl Katar arabuluculuk yaptı ve Yemen hükümetini bir ateşkese ikna etti. Yemen’le iyi ilişkiler sürdüren Suriye de arabuluculuk öneriyor.
Bunlar Suudi muktedirler için kabul edilebilir öneriler değil, zira ihtilafı dışarıdan gelen arabuluculara teslim etmenin kraliyetin bölgesel gücünü yok etmesinden korkuyorlar. Bu yüzden İran’ın arabuluculuk önerisi, büyük bir tahrik olarak görüldü.
Velhasıl savaş sürüyor ve yakın vadede barışçı bir çözüm de görülmüyor - öte yandan Suudi Arabistan’ın askeri müdahalesinin başarısızlığı Arap dünyasındaki konumunu zayıflatıyor. Suudilerin ikilemi şu: Hutileri ezmemeleri halinde zarar daha da büyük olacak, zira böyle bir durumda Kaide güçlenecek. Suudi Arabistan’ın yüz yüze olduğu en büyük tehdit bu, fakat Suudi muktedirlerin kötü düşünülmüş savaş stratejisi bu tehdidi daha da yakınlaştırmaktan başka işe yaramıyor. (Londra’-daki Uluslararası İlişkiler Kraliyet Enstitüsü’nde araştırma görevlisi, 1973’teki Arap petrol ambargosu sırasında Suudi Arabistan’ın petrol bakanı olan Ahmed Zeki Yamani’nin kızı, 23 Kasım 2009)

Felsefe

Siyasal Mücadele ve Askeri Savaş*-Antonio Gramsci

Askerî savaşta düşman ordusunun imha ve topraklarının işgal edilmesiyle stratejik amaca varınca başarıya ulaşılır. Üstelik şu da belirtilmelidir ki, savaşın sona ermesi için stratejik amaca sadece potansiyel olarak ula şılması yeterlidir. Yani düşman ordusunun artık savaşamayacağının ve zafere ulaşmış ordunun düşmanın topraklarını işgal «edebileceğinin» şüphe götürmemesi yeterlidir. Siyasal mücadeleyse çok daha karmaşıktır: bir bakıma koloni savaşları ya da, zafere ulaşmış ordunun kazandığı toprakların bütününü ya da bir bölümünü kalıcı bir biçimde zaptettiği, eski fetih savaşlarıyla bir tutulabilir. Bu durumlarda mağlup ordu silahlarından arındırılıp dağıtılır ama m...

Kapitalizm - Emperyalizm

28 Şubat Dönemecinden AKP` li Yıllara İslamcı Sermaye-A.Ekber Doğan

İslamcı siyasetin 1990'lı yıllardan beri en popüler ve güçlü siyasal aktörü olmuş RP-FP-AKP çizgisinin genel olarak sermaye sınıfıyla, özel olarak da "İslami sermaye" diye adlandırılan kesimle ilişkileri hareket içinden gelenlerin kurcalamaktan imtina ettiği, ulusalcı-Kemalist çevrelerinse kriminal bir konuymuş gibi yaklaştıkları bir meseledir. Bu ilişkiyi ele alma konusunda genel geçer yaklaşım, sıradan bir iktidar çevresi-onunla ilişkili burjuvaların bireysel ve kolektif çıkar birliği anlamına gelen bir kayırmacılık ve zenginleşme ilişkisi biçiminde ele almaktır. Bu çalışmada söz konusu ilişki, -"ahbap-çavuş kapitalizmi"ne özgü, andığımız türden...