Solforum.net
Politik Tartışma-Derleme-Yorum-Haber

Yavaşa Özlem... - Çare Olgun ÇALIŞKAN

Yazıcı uyumluYazıcı uyumlu

Her şey, 1986’da Roma’daki İspanyol Merdivenleri’nde yapılan Mc Donalds açılışının, Carlo Petrini önderliğindeki grup tarafından tabaklar dolusu İtalyan makarnası fırlatılarak protesto edilmesiyle başladı. O andan itibaren daha yavaş ve anlamlı akmaya başlayan zaman, adına “slow food”  denilen ve doğaçlama şekillenen karşı hareket ile giderek yaygınlaştı ve ilerleyen yıllarda yalnızca gıda üzerine değil, yaşam, yolculuk, eğitim, okuma, para ve türlü başka alanlarda da ortak bir “yavaşlık” felsefesinden beslenen bir akım halini aldı. Ünü ve etkisi İtalya sınırlarını aşan Slow Food temelli yavaş akımı, en heyecan yaratan etkiyi 1999’da başlatılan Citta Slow, yani Yavaş Şehir hareketi ile sağlamaya başladı. Slow Food böylece daha kapsayıcı, daha enerjik ve daha örgütlüydü. Hem de yavaşlığından hiç ödün vermeden…

İlk Yavaş Şehirden Bugüne…

Citta Slow, yarı İtalyanca yarı İngilizce bir terim olsa da, çıkış yeri İtalya’daki Toscana bölgesinde bulunan Chianti şehri. 1999’dan bugüne sayıları ve yer aldıkları ülke coğrafyaları giderek artan yavaş şehirler, ortak bir manifestoya uymak ve yavaş şehir olabilme kriterlerini taşımak zorunda. Kaynağını doğal ve geleneksel yaşamın korunması ve sürekliliğinin modern yaşama bütünüyle karşı gelmeden sağlanması düşüncesinden alan yavaş şehir hareketi, 50’den fazla kriteri ve ortak yavaş hareket manifestosu ile az nüfuslu, yaya ve insan öncelikli, motorlu araçları sınırlı, yenilenebilir enerjiye yakın, fosil yakıtlara uzak, yöresel tat ve ürünlerini kendince üretip yine kendi pazarında satabilen, genetiğiyle oynanmamış gıdaları yeğleyen,  tüketimi geri dönüştürebilen, alternatif ve ekolojik turizme yakın duran, yerele özgü, küresel alışveriş zincirlerine vurulmamış şehirlerin makbul olduğunu kabul ediyor. Bu kabul pek çetrefilli gibi görünse de, İtalya’da başladığı yıllardan bu güne başta Avrupa olmak üzere, çeşitli kıtalarda onlarca ülkede (İngiltere, Almanya, Avustralya, Portekiz, Polonya, Belçika, Norveç, Hollanda, İspanya, Türkiye, Güney Kore… vd) yavaş şehir statüsü ve salyangoz logosu kazanan ya da aday statüsünde olan şehirlerle sürekli kendini yavaşlatan bir hızda ilerliyor. Türkiye’nin yüzünü güldüren tek atılımsa, İzmir’in Seferihisar ilçesinden gelen yavaş şehir adaylık başvurusu oldu bu süreçte. İlçe, hummalı bir şekilde daha da yavaşlamak için gereken koşulları sağlamaya uğraşıyor şimdilerde.

Yavaş şehir olabilme kuralları arasında en belirleyici olanları, nüfusun 50.000’i geçmemiş olması, doğal çevrenin korunabilirliği, kültürel ve sosyal geleneklerin yaşatılabilmesi ve buna uygun yaşam biçimlerinin varlığı, sürdürülebilir enerji kullanımıyla yerelde ve yerel halkın üretimiyle sağlıklı gıdaların üretilip-tüketilmesi, kent merkezlerine taşıt trafiğinin sokulmaması ve büyük alışveriş mağazalarının-markalarının kent merkezlerinde yer almaması ve üretimde bulunmaması, yöreye özgü yemek kültürlerinin dolaşımda olması ve tüm bu yerinde ve özgün kimlik özelliklerini yansıtan, aceleye gelmeyen bir yaşamı benimseyecek insan varlığının, kaynaşma-misafirperverlik alışkanlıklarının yaşatılması…

Yavaş Şehir Değilsen…

Bu kuralların neyi istemediğinin yanıtıysa son derece kolay. Bir an durup, sadece içinde yaşadığımız şehir hayatlarına bir göz atmamız, herhangi bir günümüzü hangi hızda ve ne şekilde yaşadığımızı, hayatı ne kadar özgün ve ne kadar yapay tattığımızı anlamaya çalışmamız bu sorunun yanıtını vermek için yeterli sayılmaz mı? Günümüzde her an bir yerlere yetişme telaşının, ondan inip buna binmenin, arada hızlıca yemek yemenin ve gerçekte ne yediğini bilmemenin; ayağı toprağa değmeyen çocuklukların, kentlere yığılmanın, arka bahçede bostan ekmeden, çamaşır asmadan ve kapı komşusunu bilmeden yaşamanın; aşkların ve ayrılıkların bile yüz yüze olmaktan çıkıp sanal ortamda geçirilen mesailerde halledilmesinin, duyguların ve ilk heveslerimizin… bütün bir yaşam biçimimizin başkalarınca dayatılan bir düzene ayak uydurmasının ve tek kelimeyle edilgenliğin üstün geldiği bir dönemde yavaş şehirler ve barındırdığı diğer tüm yavaşlıklar bizi, aceleye gelmeyen ve hızından yanlışlığını fark edemediğimiz suni bir yaşamla mücadeleye ve yeniden düşünmeye çağırıyor. Yavaş yavaş, sindire sindire ve yüz yüze.  Yavaşa özlem şimdi başlıyor…

Kaynak: 
23 Ekim 2009 Birgün

Felsefe

Siyasal Mücadele ve Askeri Savaş*-Antonio Gramsci

Askerî savaşta düşman ordusunun imha ve topraklarının işgal edilmesiyle stratejik amaca varınca başarıya ulaşılır. Üstelik şu da belirtilmelidir ki, savaşın sona ermesi için stratejik amaca sadece potansiyel olarak ula şılması yeterlidir. Yani düşman ordusunun artık savaşamayacağının ve zafere ulaşmış ordunun düşmanın topraklarını işgal «edebileceğinin» şüphe götürmemesi yeterlidir. Siyasal mücadeleyse çok daha karmaşıktır: bir bakıma koloni savaşları ya da, zafere ulaşmış ordunun kazandığı toprakların bütününü ya da bir bölümünü kalıcı bir biçimde zaptettiği, eski fetih savaşlarıyla bir tutulabilir. Bu durumlarda mağlup ordu silahlarından arındırılıp dağıtılır ama m...

Kapitalizm - Emperyalizm

28 Şubat Dönemecinden AKP` li Yıllara İslamcı Sermaye-A.Ekber Doğan

İslamcı siyasetin 1990'lı yıllardan beri en popüler ve güçlü siyasal aktörü olmuş RP-FP-AKP çizgisinin genel olarak sermaye sınıfıyla, özel olarak da "İslami sermaye" diye adlandırılan kesimle ilişkileri hareket içinden gelenlerin kurcalamaktan imtina ettiği, ulusalcı-Kemalist çevrelerinse kriminal bir konuymuş gibi yaklaştıkları bir meseledir. Bu ilişkiyi ele alma konusunda genel geçer yaklaşım, sıradan bir iktidar çevresi-onunla ilişkili burjuvaların bireysel ve kolektif çıkar birliği anlamına gelen bir kayırmacılık ve zenginleşme ilişkisi biçiminde ele almaktır. Bu çalışmada söz konusu ilişki, -"ahbap-çavuş kapitalizmi"ne özgü, andığımız türden...