Solforum.net
Politik Tartışma-Derleme-Yorum-Haber

"Yeni Sol"un Nesi Yeni, Nesi Sol?- Mustafa Sönmez

Yazıcı uyumluYazıcı uyumluYeni Sol, sermayenin küreselleşmesine karşı değil, onu bir realite olarak kabul ediyor. Eşitsizlikten şikayetçi ama bunun kaynağı olan emek-sermaye karşıtlığı ile ilgili bir sorunu var görünmüyor...

Parti kurma hazırlığı içinde olduğu söylenen "Yeni Sol" hareketi, "Çerçeve metin" isimli bir dökümanı kamuoyuna duyurdu. Bu metni oluşturan 1915 sözcük üstünden bir "içerik analizi" denemesi ile bu siyasi girişimi anlamaya çalışalım.

Yeni Sol'un çerçeve metninde hiç olmayan sözcükler: Sosyalizm, işçi sınıfı, sınıf mücadelesi, devrim, emek iktidarı, kamulaştırma... Dolayısıyla, aralarında Ufuk Uras, Ahmet İnsel, Burhan Şenatalar, Ahmet Asena gibi, çoğu sosyalist gelenekten gelen bu hareket temsilcilerinin sosyalist bir parti kurma niyetinde olmadığı açık.

O zaman, geriye bu partinin nasıl bir sol parti olacağını anlamak kalıyor. İçerik analizinde, geleneksel merkez solda, mesela CHP sözlüğünde yer alan şu tür kavramlara da yer vermedikleri görülüyor; Devletçilik, halkçılık, kamu müdahalesi, KİT, planlama, özelleştirme karşıtlığı...

Hatta devletçi sözcüğü 2 yerde, negatif, itici anlamda kullanılmış. Demek ki, Yeni Sol, CHP türü bir merkez sol parti de olmak istemiyor.

* * *

Devam edelim; Yeni Sol, sınıf kavramını pek sevmiyor. Sadece iki yerde "sınıfsal eşitsizlik" ifadesi kullanılmış, ama hiçbir yerde emekçi sınıflar, sermaye sınıfı vb ifadeleri yer almıyor.

Oysa, sol, sosyal demokrat partiler, burjuvazinin varlığına itiraz etmemekle beraber, yerlerini emekçi sınıfın yanı olarak tarif ederler. Yeni Sol'da bu yok. Buna karşılık Yeni Sol'u tanımlayan temel kavram "Yurttaş". Çerçeve metinde 11 yerde yurttaş sözcüğü kullanılıyor.

Eşit yurttaşlık, Anayasal yurttaşlık, Yurttaş katılımı, Yurttaş inisyatifi, Yeni Sol'un, sınıftan çok önem verdiği kategoriler. Bu, emek-sermaye karşıtlığı yerine "sivil toplum-devlet" karşıtlığını önemsemek aslında. Ama bunun sol bir partinin alameti farikası olmadığı, sağ liberallerin de benimsediği bir ayrıştırma olduğu açık.

Yeni Sol'un küreselleşme ile ilgili fikri ne? İki yerde sermayenin küreselleşmesinden söz ediliyor. Birincisinde sermayenin küreselleşmesinin muazzam zenginlik yarattığından söz ediliyor. İkinci yerde de bu küreselleşmenin yarattığı sosyal tahribat ve adaletsizlikten söz ediliyor. Anlaşılan şu ki, Yeni Sol, küreselleşmeye karşı çıkmanın yersiz olduğuna, ama bazı savunma mekanizmaları geliştirerek küreselleşmenin ortaya çıkardığı adaletsizliklerin azaltılabileceğine inanıyor.

Yeni Sol'un, AB'nin liberal ve elitist yanına itirazı var ama AB sürecinin Türkiye'nin demokratikleşmesine destek verdiğine inanıyor; AB'de, sosyal bir Avrupa isteyenlerle dayanışmak gerektiği ifade ediliyor.

* * *

Çerçeve metinde yer alan şu paragraf, birçok soruyu sordurtuyor ama cevap vermiyor: "Bugün toplum, insani ve toplumsal ihtiyaçların karşılanması için ya devlete ya da piyasaya muhtaç bırakılıyor. Kapitalizmin liberal ve devletçi seçenekleri insanlığın kaderi olarak kabul edilemez. Bu çaresizlik ikileminden, katılıma, ortaklığa ve gönüllülüğe dayalı yeni bir seçenekle çıkılabilir".

Devlete ve piyasaya muhtaçlık derken, devleti anladık da, piyasa kim? Özel sektör mü? Kapitalizmin liberal ve devletçi seçeneğinin dışındaki üçüncü seçenek ne? Yeni sol, bunların yerine seçenek olarak neyi savunuyor? Katılım, ortaklık ve gönüllülükten oluşan kapitalizm nasıl bir şey? Bu soruların yanıtı yok.

Yeni Sol, devlet sözcüğünden irite oluyor, piyasayı da sevmiyor. Planlama sözcüğü çerçeve metinde bir kez olsun yer almıyor. Devlet ya da kamu müdahalesi olmadan, piyasanın yarattığı eşitsizlik ve melanetlerin nasıl önüne geçilecek, bunun araçları neler olacak? Bu soruların da cevabı yok.

Yeni Sol, metnin 8 yerinde eşitsizlikten söz ederken, bunların iki tanesinde "sınıfsal eşitsizlik" ifadesini kullanıyor. Eşitsizlik sınıfsal ise, çözümün de sınıfsal olması gerekmez mi? Gerekir ama, Yeni Sol, herhangi bir sınıfsal duruş ve çözüm önermiyor.

* * *

Özetle, Yeni Sol, sermayenin küreselleşmesine karşı değil, onu bir realite olarak kabul ediyor. Eşitsizlikten şikayetçi ama bunun kaynağı olan emek-sermaye karşıtlığı ile ilgili bir sorunu var görünmüyor. Hem devletçi, hem piyasacı yaklaşımlara karşı olduğunu ifade ediyor ama üçüncü yol olarak ne önerdiği belli değil. Bol katılım, bol adalet sözcükleri var ama eşitsizlikleri yaratan sınıfsal farklılıkların reddiyle, onun yerine, gri bir yurttaşlık vurgusuyla solcu olunur mu?

Dikkat çeken bir husus da, Yeni Sol'un bildirgesinde, küresel krizin piyasacılık, küreselleşme, AB gibi süreç ve olguları, bunun Türkiye'ye etkilerini hiç dikkate almaması, eski ezberle yola devam etmesi...

"Yeni Sol", çerçeve metninde yer alan takdimiyle bana, ne "yeni", ne de sosyal demokrat anlamda bile, "sol" gibi geldi. (MS/EÖ)

İstanbul - BİA Haber Merkezi

02 Ocak 2010, Cumartesi
Mustafa SÖNMEZ

Dünyayı anlamaya ve değiştirmeye çalışan bir devrimci olarak, Yeni Sol projesinden ortaya çıkabilecek partiyi son derece heyecan verici buluyorum. Güncel durumu tahlil etmeden, işçi sınıfının ilüzyonlar görmesine sebep olabilecek politikaları savunmayı mantıklı görmüyorum.

Türkiye'de son birkaç  yıldır resmi devlet ideolojisiyle muhafazakâr sünni çoğunluk arasında yaşanan itişip kakışma, toplumda bir dizi değişikliğe sebep oldu. Devlet mekanizmasının üstünde oturan egemen sınıfın has ideolojisi Kemalizm üzerinden başlayan çatlak, hem tüm toplumu hem de Türkiye solunu ikiye böldü. Gelişen bütün siyasi olaylarda, saflar bu ayrışmadaki duruşa göre yeniden şekillendirildi; sağa ve sola doğru beklenmedik kayışlar oldu.

Umutsuzluğun ve yenilginin hâkim olduğu her dönemde, dünyanın her yerinde 'yeni bir sol'a olan ihtiyaç gündeme gelir. Şu an sürmekte olan 'yeni sol parti' çalışmalarından bir tanesinde aktif olarak yer alan birisi olarak söyleyebilirim ki, Türkiye'de bu kez meydana gelmekte olanın tam olarak böyle bir şey olmayacağına, toplumdaki bu derin siyasi ayrışmanın bir sonucu olacağına dair umudum yüksek.

Yeni yılın ikinci gününde, BiaMag'da çıkan Mustafa Sönmez imzalı makalede, bu "Yeni sol" harekete ekim ayı başında hazırlanan çerçeve metin üzerinden bir dizi eleştiri getirilmiş. Eleştiriler öyle yoğun ki, Sönmez, yazısının başlığını "'Yeni Sol'un Nesi Yeni, Nesi Sol?" olarak saptamış.

Yeni Sol Parti mi, devrimci işçi partisi mi?

Yazıda, çerçeve metin içinde "devrim, sosyalizm, emek iktidarı" gibi kelime taramaları yapıldığında sonuç alınamadığından, bu partinin sosyalist olmayacağına; "devletçilik, halkçılık" gibi aramalar sonuçsuz kaldığı için ise, bu partinin "Cumhuriyet Halk Partisi  türü bir merkez sol parti" olmak istemediğine değinilmiş. Söylenenlerin bu kısmı doğru, bu parti bahsedilen iki tip partiden biri olmayacak. Buraya kadar sorun yok.

Fakat bundan sonrasında, eleştirilerin bir kısmı, sosyalist bir örgüt inşa ediliyormuş varsayımıyla hareket edilerek sürdürülüyor. Yeni Sol'un piyasanın yarattığı eşitsizliğe sınıfsal bir çözüm önermemesi, planlamadan bahsetmemesi ve Avrupa Birliği'nin (AB) bir yanını destekleyip bir diğer yanına karşı çıkması ile ilgili öne sürülenler, bu tip eleştirilere örnek gösterilebilir. Sönmez bu söylediklerinde haklı. Ben de bu üç ana meselede; sınıfsal çözümleri, planlamayı ve AB karşıtlığını savunuyorum. Ve yeni parti girişimi, an itibariyle bu konularda radikal sol politikaları savunmuyor. Ancak zaten aynı girişim, sosyalist veya devrimci olma iddiasında da değil. Buna rağmen neden bu süreçte yer aldığımı daha sonra izah edeceğim.

Küreselleşmenin karşısında, emeğin yanında yeni bir sol

Yazarın, devrimci olmayan bir sol parti kuruluyormuş gibi varsayarak sunduğu argümanlar ise pek güven veren cinsten değil. Örneğin eleştirilerden bir tanesi, Yeni Sol'un küreselleşmeyle ilgili duruşunun ikircikli oluşuyla ilgili. Çerçeve metnin bir yerinde "küreselleşmenin yarattığı sosyal tahribat ve adaletsizlikten", bir başka yerinde ise "sermayenin küreselleşmesinin muazzam zenginlik yarattığından" bahsedildiği söyleniyor. Kapitalist üretim ilişkilerinin doğasını bilenler için, itici gücün kâr ve rekabet olduğu bir sistemde, egemen sınıfın gelişiminin üretimi arttırmasında şaşılacak bir şey yok. Ancak bu eleştiri, yazarın, kelime taramalarının yanında metnin bütününü okuduğuyla ilgili şüphe doğuruyor. Çünkü bahsi geçen cümlede, sermayenin küreselleşmesi muazzam bir zenginlik üretirken, ücretli çalışanların daha güvencesiz çalışma koşullarına ve daha adaletsiz bir gelire maruz bırakılmasından söz ediliyor.

Getirilen bir diğer eleştiri, Yeni Sol'un sınıf kavramından; emekçi sınıflardan ve sermaye sınıfından yeterince bahsetmemesi. "Oysa" diyor Sönmez, "sol, sosyal demokrat partiler, burjuvazinin varlığına itiraz etmemekle beraber, yerlerini emekçi sınıfın yanı olarak tarif ederler. Yeni Sol'da bu yok". Bu noktada yazarı mı eleştirmeli, yoksa işleyen sancılı sürecin içine kapalılığından mı dem vurmalı; bilemiyorum. Çünkü aynı hareketin 12 Aralık'ta yapılan 'Yeni Solda Büyük Buluşmaya Doğru' adlı toplantısının sonuç bildirgesi, kurulacak partinin "paylaşım adaletini savunarak, emeğin ve ezilenlerin yanında" olacağını belirterek, Sönmez'in bu tereddütüne tatmin edici bir yanıt veriyor.

Neden ihtiyaç var?

Kapitalizm, birkaç yüzyıllık gelişim sürecindeki en uzun refah dönemini, çift kutuplu dünyadaki sürekli silahlanma ekonomisi sayesinde İkinci. Dünya Savaşı'ndan sonraki 20 yılda yaşamıştı. Ancak kâr oranlarının düşme eğiliminden kaçış fazla uzun sürmedi ve 1970'lerde bir dizi ekonomik kriz patlak verdi. Refah döneminde, özellikle Batı Avrupa'da emekçi sınıfların hem hayat koşulları iyileşmiş hem de örgütlülükleri ve mücadele düzeyleri bir hayli artmıştı. Bu güç, kriz dönemi boyunca küresel kapitalizmi epey zorladı. Fakat daha sonra, sosyal devletin tamamen budanmasına, kamu hizmetlerinin özelleştirilmesine (yani neo-liberal saldırıya) direnemeyen sınıf hareketi, büyük bir geri çekilme dönemi yaşadı. Arka arkaya yenilgiler aldı, umudunu, gücünü ve örgütlülüğünü kaybetmeye başladı.

Bu saldırı döneminde, daha önceden emekçilerin kitlesel olarak oy verdiği sosyal demokrat partiler de kabuk değiştirdiler. İktidarda olanlar, neo-liberal programın uygulayıcılarına dönüştüler. İşçi sınıfı, zaten yoğun bir ekonomik, politik ve ideolojik saldırı altındayken, bir de reformist partilerin bu değişimiyle tamamen seçeneksiz kaldı.

"Battle in Seattle"

Bu geri çekilme döneminin sonunda, kapitalizme sert bir şekilde muhalefet eden yeni bir hareket doğdu. 1999'da Seattle'da [5] DTÖ toplantılarının iptal ettirilmesiyle kendini siyaset sahnesine çıkaran yeni antikapitalist hareket, Prag, Cenova ve bir dizi yerde daha dünyanın efendilerinin karşısına çıktı. Yeni-liberal politikalara, savaşa, ırkçılığa, yoksulluğa ve iklim değişikliğine karşı açıkça tutum alan küreselleşme karşıtı hareket, tüm dünyadaki siyasi dengeleri değiştirdi. Birçok yerde, bu mücadeleler, geniş kitleleri radikalleştirerek yeni sol hareketleri doğurdu. İngiltere'de Respect, Almanya'da Sol Parti, Fransa'da Yeni Antikapitalist Parti, Portekiz'de Sol Blok, Brezilya'da P-Sol, seçimlerde önemli başarılar elde etti.

Tüm bu siyasi oluşumların ortak özelliği, hem güncel mücadelelerin içinde şekillenmeleri ve onların üzerine kurulmaları, hem de eski Stalinist ve sosyal demokrat partilerin kimseye heyecan vermeyen örgüt yapılarından oldukça uzak olmalarıydı. Yenilgi görmemiş; kadınların, azınlıkların, eşcinsellerin en ön saflarında yer aldığı bir genç kuşak; işçilerle çevrecileri, anarşistlerle Devrimci Marksistleri bir araya getiren örgütler inşa etti.

Kemalizm etrafındaki yarılma

Türkiye'de, küresel neo-liberal saldırının yanı sıra, işçi hareketi bir de 1980 darbesiyle büyük bir darbe yedi. Tüm emek örgütleri, sol/sosyalist partiler, toplumda önemsenmeyecek kadar küçük siyasi odaklar hâline geldiler. Mücadeleyle kazanılmış bütün demokratik haklar, vahşi bir sürecin sonunda kolayca budandı.

Bunun üzerine, bir de 28 Şubat'taki post-modern darbe geldi. "Adil düzen" açılımıyla yoksullara yeni bir umut vadeden Refah Partisi, bu siyasi seçeneksizlik içinde iktidara geldi. Erbakan hükümetinin iktidara gelişi, Türkiye Cumhuriyeti'nin başlangıcından beri "halk" ile "vatandaşlar" arasındaki, yani sünni müslüman çoğunluk ile Kemalist devlet bürokrasisi arasındaki mücadeleyi keskinleştirdi. Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) iktidara geldikten sonraki darbe girişimleri, Ergenekon çetesinin tüm pisliğiyle ortaya dökülmesi, sol adına hayırlı bir gelişmeyi gündeme getirdi: ezelden beri sol olarak görülmesinde bir tuhaflık olan, Türk burjuvazisinin has ideolojisi Kemalizm'den kopuşu.

Ben, dünyayı anlamaya ve değiştirmeye çalışan bir devrimci olarak, Yeni Sol projesinden ortaya çıkabilecek partiyi son derece heyecan verici buluyorum. Güncel durumu tahlil etmeden, işçi sınıfının ilüzyonlar görmesine sebep olabilecek politikaları savunmayı mantıklı görmüyorum. AKP'ye ve Türk egemen sınıfına, Milli Güvenlk Kurulu'nun (MGK) yarattığı şeriat-laiklik biçimindeki yapay bölünmeler üzerinden; dünyada emperyalizmin, Türkiye'de Kemalizmin empoze ettiği İslam düşmanlığı ile muhalefet etmek mümkün değil. Dünyanın en önemli 17. ekonomisi hâline gelen bir ülkede, sahte bir 'anti-emperyalizm' altına saklanmış milliyetçilikle işçi ve emekçilerin çıkarına hareket edilemez. Edenler, hükümetin işini kolaylaştırır, neo-liberal politikalara karşı oluşturulacak gerçek bir muhalefetin önünde engel oluşturur.

Uluslaarası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası'na karşı, dünyanın diğer yerlerindeki kadar militan mücadeleler burada yaşanmadı. Ancak inşasına katkıda bulunmaya çalıştığım Yeni Sol, net bir şekilde ortada duran politik bir yarılmanın üzerinden yükseliyor. Hrant'ın arkasından "Hepimiz Ermeniyiz" diye yürüyenlerin, Kürt sorununda demokratik ve barışçıl çözümü savunanların, IMF'ye küresel kapitalizmin tüm örgütlerine karşı emekçilerin yanında duranların, dindarların kılık kıyafet özgürlüğünü savunanların, darbelere koşulsuz karşı çıkanların, küresel ısınmaya ve iklim değişikliğine karşı kapitalizmi suçlu ilan ederek sokakta mücadele edenlerin partisi olmaya çalışıyor.(OT/EÜ)

 


İstanbul - BİA Haber Merkezi

Felsefe

Siyasal Mücadele ve Askeri Savaş*-Antonio Gramsci

Askerî savaşta düşman ordusunun imha ve topraklarının işgal edilmesiyle stratejik amaca varınca başarıya ulaşılır. Üstelik şu da belirtilmelidir ki, savaşın sona ermesi için stratejik amaca sadece potansiyel olarak ula şılması yeterlidir. Yani düşman ordusunun artık savaşamayacağının ve zafere ulaşmış ordunun düşmanın topraklarını işgal «edebileceğinin» şüphe götürmemesi yeterlidir. Siyasal mücadeleyse çok daha karmaşıktır: bir bakıma koloni savaşları ya da, zafere ulaşmış ordunun kazandığı toprakların bütününü ya da bir bölümünü kalıcı bir biçimde zaptettiği, eski fetih savaşlarıyla bir tutulabilir. Bu durumlarda mağlup ordu silahlarından arındırılıp dağıtılır ama m...

Kapitalizm - Emperyalizm

28 Şubat Dönemecinden AKP` li Yıllara İslamcı Sermaye-A.Ekber Doğan

İslamcı siyasetin 1990'lı yıllardan beri en popüler ve güçlü siyasal aktörü olmuş RP-FP-AKP çizgisinin genel olarak sermaye sınıfıyla, özel olarak da "İslami sermaye" diye adlandırılan kesimle ilişkileri hareket içinden gelenlerin kurcalamaktan imtina ettiği, ulusalcı-Kemalist çevrelerinse kriminal bir konuymuş gibi yaklaştıkları bir meseledir. Bu ilişkiyi ele alma konusunda genel geçer yaklaşım, sıradan bir iktidar çevresi-onunla ilişkili burjuvaların bireysel ve kolektif çıkar birliği anlamına gelen bir kayırmacılık ve zenginleşme ilişkisi biçiminde ele almaktır. Bu çalışmada söz konusu ilişki, -"ahbap-çavuş kapitalizmi"ne özgü, andığımız türden...