Zamanın Tılsımı: Paylaşmak
Zamanın Tılsımı: Paylaşmak
MOMO,
Micheal Ende
Kabalcı Yayınevi/İlk Gençlik ve Çocuk Dizisi
Momo, Michael Ende’nin 1973 yılında Almanca olarak yazdığı dilimize 2004 yılında Leman Çalışkan tarafından Kabalcı Yayınevinden çevrilen masal desen masal roman desen roman benim ikisini de demeyi daha makul gördüğüm masal-romanıdır.
Momo; zamanı, sorunsal hale getirip düşünmeye başlarken bu düşünce turunda kaybettiğimiz, elimizden çalınan zamanlarımızla birlikte değerlerimiz, heyecanlarımız, yaratıcılığımız, farkındalığımız olduğunun da altını çiziyor.
Momo’ya başlar başlamaz; sirklere benzer taşlardan yapılmış büyük tiyatroların olduğu bir kente düşüverirmiş bulursunuz, kendinizi. Momo yaşı kestirilemez, ufak tefek, akça pakça değil özellikle ayakları çıplak gezdiği için kapkara, kirlice, pasaklı bir kız çocuğu idi. Bildiği bir ailesi yoktu, hatta isim annesi bile kendisiydi.
Kitaba adını verecek kadar önemli biri olan Momo’yu bu denli özel kılan şeyi merak ediyorsunuz değil mi? Momo, çokça kolay görünen oysa inanılmaz zor olan bir şey yapıyordu. İnsanları dinliyordu. İlk bakışta çokça sıradan bir özellik gibi geliyor değil mi? Oysa bir düşünelim, kaçımız karşımızdakinin sözünü kesmeden kendi dertlerimizi, söyleceklerimizi araya sokuşturmadan karşımızdakini dinleyebiliyoruz ki? Momo’nun sorular sorup, diyalogu dilediği şekilde şekillendirmek gibi bir amacı da yoktu. O’nun mucizesi: usta bir dinleyici olmasındaydı.
Bir sırrın peşinde ilerliyor, masal-roman... Zamanın Sırrı.
Zamanın sırrının peşine düşüp, Zaman tasarruf şirketini kurup insanların ölü zamanlarından kendilerine yaşam yaratan Duman Avcıları, masal romanın antikarakterleri..
Kurşun rengi çantalı küçük gri sigaralı melon şapkalı, tasarruf edilen zamanları çalanlar. “…çünkü zaman, yaşamın kendisiydi ve yaşamın yeri yürektir.” cümlesini hatırlayacak olursak, Duman Avcıları insanların yüreklerini, sevgilerini çalmaktadırlar.
Duman Adamlar, Zaman Tasarruf Şirketi aracılığıyla insanların daha çok para kazanmasını ancak bu az zamanda çok iş zorunluluğu ile yaptıkları için tüm hoşnutluklarını yitirmelerine sebep olur. İnsanlar artık herhangi bir paylaşım için zaman ayırmayı gereksiz görmektedirler. Kendi geleceklerinin geleceğine dair bir teminatları olmamasına oynayacakları oyunlara, katılacaklara etkinliklere dahi bu gelecekte benim bir işime yarayabilir mi sorusunu sorarak yaklaşmaktadırlar.
Bu duman adamlar nereden çıkıyor sorusu ne yazık ki “insanlarda” yanıtıyla cevaplanmaktadır. İnsanların zamanlarını almaya müsaade eden bir de yetmezmiş gibi kendilerine hükmetmesine müsaade edenler gene, insanlardır. İnsanların, Duman Adamlarda karşılığı ise “gereksizlikten” ibarettir.
Masal-romanın ayrıntılar barındıran macera kısmı oldukça önemli ve dikkate değer ancak ben daha çok bize, ebevyenlere birçok şeyi anımsatma kısmını esas olarak yazıya devam etmek istiyorum.
Momo ve masal-romanda geçen çocukların oyuncaklara bile ihtiyaçları yoktu. Birkaç parça sandık ve bir iki kutu onların dünya turuna çıkması için yeterliydi. Hikayeler uyduruyorlardı. Sahi şimdi kaçımız çocuklarımız için oyuncaklar yapıyor ya da onlar için hikayeler oluşturup anlatıyoruz ki. Çocuk Depoları; içine hapsedilen çocuklarla yüzlerindeki çocuk masumiyetleri çalınan, sokaklarda parklarda dolaşmaları yasaklanan çocukları barındırıyor.Kendi hallerine bıraktıklarında ne yapacaklarını bilemeyen yaratıcılıktan yoksun çocuklar yetiştirmek (!) ya da yetiştiklerini zannederek onları hapsetmek dışında ne yapıyoruz ki? Öyle sanıyorum ki bu soruyu kendimize sıkça sormamız gerek. İşin ironik tarafı olayları bu duruma iten zamandan ve yaratıcılıktan yoksun olmamız. Duman adamlardan zamanımızı ve yaratıcılığımızı geri almak için harekete geçmek dışında yapacağımız pek bir şey yok gibi.
Aşağıdaki metinle birlikte çocuklarımızın eline şimdiki kadar rahat barbie bebek ve türevlerini alıp verebilecek miyiz, merak ediyorum.
Arkadaşlarını ve Zamanlarını Ver; Bibikızı/Bubioğlanı Al
Duman Adamlar, Momo’nun yanında hiç kimseyle oynanmaya oyunların oynandığını, çok basit nesneler aracılığı ile çok eğlendirici oyunlar oynanıp, hikayeler anlatılıp, en önemlisi birbirleriyle zamanı ve oyunlarını paylaştıklarını biliyordu. Oyun ya da oyuncaklar paylaşmayı gerçekleştirmiyorsa neden vardır ki?
Duman Adamlar, oyunları ve zamanlarını gözlerini korkutmadan paylaşan, zamanın tadına varan Momo ve arkadaşlarından rahatsız olmuş. Arkadaşlarını, Momo’nun elinden alıp Momo’ya Barbie bebeğin temsili “Bibikızı” yanında da Barbie’nin erkek arkadaşı Ken’i temsilen Bubioğlan’ı vermeyi önermişlerdi.
Bibikız konuşabiliyordu da. Kelime ve cümle sayısı sınırlıydı tabii ki. Bibikız: “Günaydın, Ben harika bir bebek Bibikız’ım. Ben seninim. Benim yüzümden herkes seni kıskanacak.” Diyor ardından da birkaç dudak hareketi sonunda “Ben daha başka şeyler istiyorum.” Diyordu. O an ona verilen neydi, ne öneriliyordu bilmeden hem de.
Cümleler tek tek açık yapıt olarak değerlendirilebilecek, nitelikteler. Ben harika bir bebek Bibikızım. Harika tanımlaması, kendini beğenmenin ve narsist oluşun bir aksi olarak değerlendirilebilir. Bibikız’ın görsel nitelikleri de beraberinde gereksiz bir özgüveni, kendini beğenmeyi, aynaya her bakışta narsist görüntüsü ile karşılaştırmasını sağlayacak bir imaja sahiptir. Makyajı her daim yüzündedir, sabah mahmurluğu ile bile aynaya baksa gene oldukça bakımlı bir görüntü ile karşı karşıya gelmesi istisnai bir durum değil aksine kuraldır. Çocukların eline okul öncesi bir dönemde verilen bir bebek de çocuğun kendini bu şekilde idealize etmesine ve böyle olamadığı durumunu her fark edişinde yeniden yıkıma sebep olacaktır. Çocukların görselliği bu denli önemli bir kıstas haline getirip, insanları değerlendirme ölçütü yapmasında görsel basın kadar bu bebeklerin de rol oynadığını yadsımamız çok mümkün olmamalı.
“Ben seninim”, cümlesi yoğun bir mülkiyetçilik fikrini aksettirmektedir. Sahip olmanın bu denli kolay olması vurgusu yaşamdaki tüm nesneler üzerinden de aynı sahip alma arzusunu ve hakkının olduğu fikrini kolaylıkla doğurabilecektir.
“Benim yüzümden herkes seni kıskanacak.” Sahip olduğumuz şeylerin biri tarafından bize kıskanılan durumuna sokması ya da tam tersi bir anlamda sahip olduğu şeylerden ötürü birini kıskanmamız bizi gerçekten rahatsız edecek bir durum olmalıdır. Çocukluğundan itibaren sahip olduklarıyla kıskanılan ya da çevresindekileri sahip olduklarından ötürü kıskanan bir çocuk gerçekten mutlu olabilir mi sorusu üzerine çok düşünmek gerekmiyor olsa gerek.
Ben daha başka şeyler istiyorum, cümlesi hepimizin ortak sorunu olsa gerek. Elimizdekini isemiyoruz. Ne istiyoruz sahiden? Bence bilen yok bunu. Yıllardan beri bir papağan belki de kulağımıza bu cümleyi tekrar etmiştir etmeye devam ediyordur. Bu kadar çok tekrarın üzerine başka bir şey istediğimizi biliyoruzdur. Ancak tam da duman adamların istediği gibi ne istediğimizi hiçbir zaman bilemeyeceğizdir. Elimizdekiyle hiçbir zaman mutlu olamaya cağımız gibi her başka bir şeyleri arayacağız ancak başka şeylerin içi daha önceden doldurulmamış olduğu ve bizim de doldurmamıza izin verilmediği için hiçbir zaman isteklerimizin sonu gelmeyecektir. Duman adamlar içimize her gün “istemeliyim, istiyorum” diye tekrarlayan kodlanmış sesleri olan ama görüntüleri olmayan küçük papağanlar bırakmışlardır.
Bippikız tek başına da gelmemiştir. Gelirken yanında; kürk manto, ipek sabahlık, tenis kıyafeti, kayak elbisesi, mayo, binici takımı, parmaklarla sayarak saymanın mümkün olmayacağı kadar çok elbise, gerçek yılan derisinden yapılmış bir el çantası, işleyen bir tv, ipek çoraplar, -okurken inanmakta güçlük çekip tekrar okuma gereksinimi duyduğum-bir çek defteri ve daha bir sürü şeyi de beraberinde getirmiştir. Duman adam, bu “harika” bebeği kabul ederse daha bir sürü şey getireceklerini taahhüt ediyordu. Bir çocuğun yaşamında ve değer dünyasında bu nesnelerin kendilerine bir yer bulabilmesi ne denli mümkündür?
Momo, Duman adamların bu istediğini daha önce hiç görmediği ve “sahip olmadığı” bu bebeği arkadaşlarının yerine kabul edecekmiydi? Tabii ki hayır. Momo’nun Duman Adam!a verdiği cevap ancak onun kadar zeki ve duyarlı bir kızın ağzından çıkabilirdi. “İnsan onu” dedi yavaş bir sesle, “sevemez ki!”
Momo arkadaşlarını, bu “harika” bebeğe değişmeyince arkadaşlarının zamanını çalmakla onları “faydalı” işlerini engellediğini, onların gelişimini engellediği bir nevi onların hayatında ayakbağı olmakla suçlanıverdi… Momo çok üzülmüştü.
Zamanını almıyorsam, zamanınızı çalmıyorsam düşüncesi gündelik yaşantımızda birçok kez zihnimize ve çoğunlukla da zihnimizden dudaklarımıza ne kadar çok gelmiştir değil mi? Bunu fark etmek ya da anımsamak için zihnimizi çok fazla yormaya ihtiyacımız olmamalı. Zaman alınan, çalınan bir şey değil. Paylaşılan, paylaştıkça değeri, tılsımı artan bir şey olmalı.
Michael Ende, cinlere, perilere, devler gibi olağanüstü öğelere gereksinim duymaksızın gerçek yaşam öğeleri ile birlikte kurduğu roman-masalıyla hepimizin yaşamında sahip olmak isteyeceğimiz bir kız çocuğu ile tanışmayı teklif etmektedir. Duman adamlardan zamanlarınızı geri alıp bu daveti kabul etmeye ne dersiniz?
Felsefe
| Siyasal Mücadele ve Askeri Savaş*-Antonio Gramsci |
|
Askerî savaşta düşman ordusunun imha ve topraklarının işgal edilmesiyle stratejik amaca varınca başarıya ulaşılır. Üstelik şu da belirtilmelidir ki, savaşın sona ermesi için stratejik amaca sadece potansiyel olarak ula şılması yeterlidir. Yani düşman ordusunun artık savaşamayacağının ve zafere ulaşmış ordunun düşmanın topraklarını işgal «edebileceğinin» şüphe götürmemesi yeterlidir. Siyasal mücadeleyse çok daha karmaşıktır: bir bakıma koloni savaşları ya da, zafere ulaşmış ordunun kazandığı toprakların bütününü ya da bir bölümünü kalıcı bir biçimde zaptettiği, eski fetih savaşlarıyla bir tutulabilir. Bu durumlarda mağlup ordu silahlarından arındırılıp dağıtılır ama m... |
- Tekniğin Olanaklarıyla Yeniden Üretilebildiği Çağda Sanat Yapıtı - Walter Benjamin
- Kültür Endüstrisini Yeniden Düşünürken- Adorno
- Marx'ın neresindesiniz; sağında mı, solunda mı? Erol Göka
- John Berger’dan Seçme Yazılar: Yiyenler ve Yenenler
- İnsanlık Nereye-Ender Helvacıoğlu
- Modernlik Dün Bugün ve Yarın-Marshall Berman
- Modernlik ve Devrim -Perry Anderson
Kapitalizm - Emperyalizm
| 28 Şubat Dönemecinden AKP` li Yıllara İslamcı Sermaye-A.Ekber Doğan |
|
İslamcı siyasetin 1990'lı yıllardan beri en popüler ve güçlü siyasal aktörü olmuş RP-FP-AKP çizgisinin genel olarak sermaye sınıfıyla, özel olarak da "İslami sermaye" diye adlandırılan kesimle ilişkileri hareket içinden gelenlerin kurcalamaktan imtina ettiği, ulusalcı-Kemalist çevrelerinse kriminal bir konuymuş gibi yaklaştıkları bir meseledir. Bu ilişkiyi ele alma konusunda genel geçer yaklaşım, sıradan bir iktidar çevresi-onunla ilişkili burjuvaların bireysel ve kolektif çıkar birliği anlamına gelen bir kayırmacılık ve zenginleşme ilişkisi biçiminde ele almaktır. Bu çalışmada söz konusu ilişki, -"ahbap-çavuş kapitalizmi"ne özgü, andığımız türden... |
- LİBERALİZM VE DEMOKRASİ : Düşman Kardeşler? -Immanuel Wallerstein
- Yaşamın İçindeki Tek ‘Gerçek’
- Çokuluslu Şirketlerin Tarıma Karşı Saldırısı-João Pedro Stedile*
- KÜRESEL KRİZ: Yapısal Nedenleri ve Türkiye Ekonomisine Etkileri*
- Ekoloji ve Kapitalizmden Sosyalizme Geçiş (John Bellamy FOSTER)
- Emperyalizmin Yeniden Keşfi- John Bellamy Foster (Çeviri:Saim Özen)
- TÜRKİYE DE TARIM NASIL DÖNÜŞTÜRÜLÜYOR? -Dr.Necdet ORAL







