Türkiye egemenlerinin mağduru olan kesimlerin kurtuluş amacı için kullanılabilecek politik bir araç ve barış, demokrasi, adalet, eşitlik yolunda ciddî bir adım olma potansiyelini taşıyan »Çatı Partisi« tartışmalarında son devreye girildi. Gelen haberler, ay sonunda girişimci heyetin kamuoyuna tanıtılacağı ve hareketin start alacağı yönde.
Defalarca böylesi bir »Çatı«nın ülkede bir değişim-dönüşüm dinamizmini tetikleyecek bir oluşum olabileceğini savunduğumdan, bu haberler beni umutlandırmakta, heyecanlandırmakta. Türkiye’de oluşturulacak bir toplumsal muhalefet hareketinin, Avrupa’da yaşayan bizleri de çeşitli biçimlerde etkileyeceği çok açık. Pek açık olmayan ise, bizlerin bu etkilenmeye hangi tepkiyi vereceğimizdir.
Yaşadığımız kıta kuşkusuz dünyanın en imtiyazlı coğrafyalarından birisi. Ama refahı, zenginliği, özgürlüğü ve »demokratikliği« dünyanın diğer bölgelerinin yoksulluğu, bağımlılığı ve esareti üzerine kurulu olan Avrupa’da da kırılmalar yaşanmakta, neoliberalizmin ve militarizmin yaşamın her alanını esaret altına alması hızlanmakta.
Avrupa kapitalizminin dönüşümü, toplumsal yaşamı derinden belirlemekte ve beyaz ırkçılığın her biçiminin toplumun merkezinde daha da kökleşmesine neden olmaktadır. Bu gelişmeden en fazla etkilenen kesimlerin »beyaz olmayanların«, yani »yasal ve yasal sayılmayan« göçmenler ile mülteciler olduklarını ayrıca vurgulamaya gerek yok sanırım. Gene de bu coğrafyada yaşayan »beyaz olmayanların« dünyanın diğer bölgelerindeki ezilenlere nazaran en imtiyazlı »beyaz olmayanlar« olduklarını söyleyebiliriz.
Gerek bu imtiyazlılığımız, gerekse de – özünde büyük bir avantaj olan – ikili »kimliğimiz« bizlere önemli örgütlenme ve mücadele fırsatları sunmaktadır. Bu fırsatlar ve AB üyesi ülkelerin bütünsel bir mücadele alanı olarak sunduğu olanaklar, »Demokratik Cumhuriyet« anlayışını taşıyanlar ile doğal ittifak güçleri olan dinamiklerin önüne önemli görevler koymaktadırlar. Bence bu fırsat ve görevleri bilincimize çıkarma ve gereğini yerine getirmeye başlama zamanı gelmiştir.
Türkiye’de Kürt Sorunu’nun barışçıl çözümü, askerî vesayet rejiminin aşılması, kendini tek dil, etnisite, din ve tarihle tanımlamayan eşitlikçi ve özgürlükçü bir »Demokratik Cumhuriyet«in inşası için verilecek mücadeleye biz »imtiyazlıların« sunacağı katkılar hiç te küçümsenecek ölçüde değildir. Ve bu, yaşadığımız coğrafyadaki antineoliberal, antikapitalist, antimilitarist eşit haklar ve demokrasi mücadelesinden de kopuk, bağımsız ele alınmamalıdır.
Ancak bu belirttiklerim barış mücadelesi ile karıştırılmamalıdır. Örneğin Avrupa Barış Meclisi, yapısı itibariyle böylesi bir adres olarak görülmemelidir. Tam aksine; başta Türkiye olmak üzere, gelinen coğrafyadaki barış ve demokrasi mücadelesiyle dayanışan, destek veren, müdahil olan ve aynı zamanda yaşadığımız coğrafyada eşit haklar ve demokrasi mücadelesini hep en zayıfın perspektifinden bakışla tetiklemeye uğraş verecek, uzun vadede dünya nüfusunun çoğunluğunu oluşturan yoksullar ve ezilenlerin ortak çıkarlarını ifade eden mücadelenin parçası olmaya aday bir özne, bir siyasî adres olmalıdır.
Yaşadığımız ülkelerde onyıllardan beri çeşitli göçmen örgütlenmeleri faaliyet gösteriyor. Her örgütlenmenin bir varlık nedeni vardır ve genellikle bunlar gelinen ülkelerdeki siyasî hareket ve partilerin buraya yansımalarıdır. Şüphesiz bu örgütlenmeler bundan sonra da var olacaklardır, çünkü göçmen olmaktan, belirli bir dinsel veya etnik »azınlık« olmaktan kaynaklanan nedenler böylesi örgütlenmeleri var etmektedir. Ama şimdi asıl önemli olan, var olan örgütlenmelerin ötesinde, daha geniş kesimleri kucaklayan, bilhassa Türkiye’deki »Çatı Partisi«nin öznesi olan parti ve hareketlerin buradaki taraftarlarının birlikte oluşturacakları bir örgütlenmeye gitmektir. Yani »Çatı«yı Avrupa’ya taşımak gereklidir.
Köşe yazarı olmanın sunduğu olanağı kullanarak buradan Avrupa’daki göçmen örgütlenmelerine, herhangi bir yapı içerisinde olan veya olmayan demokrat, solcu – sosyalist, marksist ve devrimcilere, »Demokratik Cumhuriyet« anlayışını savunanlara, Türkiye’deki »Çatı Partisi«nin öznesi olan tüm yapılanmaların buradaki temsilcilerine, Sünnîsi ve Alevisî ile coğrafyamızdan gelen tüm »beyaz olmayanlara« birlikte »Göçmenlerin Çatısı«nı oluşturma önerisi yapmak istiyorum. Gelin ortak mücadelenin, varoluşumuzun gereğini yerine getirelim. »Beyaz olmayanların« başkaldırısının, Avrupa’yı da sarsacak ateşin kıvılcımı olalım. Bunun koşullarını nasıl yaratacağımızı tartışalım.
Var mısınız?
7 Ağustos 2008
