Çatı Partisi - 2



Geçen haftadan devamla: Aslında, söz konusu olan projeyi tanımlamak için kullanılan ‘Çatı Partisi’ terimini pek yeterli bulmadığımı belirtmeliyim. Önemli olanın, önceki yıllarda olduğu gibi salt dönemsel ‘yan yana gelmelerin’ değil, ortaklaşmayı, güçleri birleştirmeyi ve birlikte mücadeleyi olanaklı kılacak bir toplumsal hareketi örmek olduğuna inanıyorum. Ama bunun için de, var olanların ötesinde, birleşik bir siyaset aracının yaratılması son derece anlamlıdır.

Bir – yerleşmiş olan terimi kullanmaya devam edersek – ‘Çatı Partisi’nin oluşması, bu açıdan anlamlı olmasının yanı sıra, yaşanılan coğrafyada barışçıl, demokratik, eşit ve sosyal adaletli bir geleceğin kurulması yolunda hiç te küçümsenemeyecek bir adım olacaktır diye düşünüyorum.

Türkiye’deki egemen güçler arasındaki çatışmalar ve derinleşen yönetim krizi açısından bakıldığında, böylesi bir siyaset aracının toplumun geniş kesimleri için ciddî bir alternatif haline gelebileceğini, hatta her alanda köklü politika değişikliğine yol açabileceğini söylemek olanaklıdır. Nasıl Almanya’da sosyaldemokrasinin solunda oluşan bir parti, sendikaların ve sosyal hareketlerin güçlenmesini tetikleyip, neoliberalizme karşı toplumsal hassasiyet yaratarak, karşılıklı etkileşimlerle egemen partilerin politikalarını revize etmelerine neden olduysa, Türkiye’de oluşturulacak bir ‘Çatı Partisi’ de benzer etkileşimlere yol açabilecek, yerelde ve ülke çapında yeni parlamenter olanaklar yaratabilecek ve en önemlisi milliyetçi-şoven-militarist spirali tersine çevirebilecek bir potansiyele sahip olacaktır. Kanımca da, böylesi bir partinin oluşması için gerekli olan toplumsal koşullar olgunlaşmış ve yeni olanaklar yaratacak bir ‘zaman penceresi’ açılmış durumdadır.

Ancak toplumsal koşulların olgunlaşması, bu siyaset aracının işlevini kazanabilmesi için tek başına yeterli değildir. Toplumsal koşulların yanı sıra, partiyi oluşturacak olan dinamiklerin kararlılığı ve ısrarcılığı belirleyici olacaktır. ‘Çatı Partisi’nin öznesi olabilecek kesimlerin tereddüt etmesi, solun kronikleşen ayrışma yatkınlığı, ‘dükkâncılıklar’, tek renklilik, tek doğruya sahip olma iddiaları, milliyetçi yaklaşımlar, örgüt egoizmleri ve sayısız başka örnek gibi geçmişin deneyimleri göz önünde tutulduğunda, anlaşılır bir tavırdır. Bu açıdan ortak siyasal payda arayışlarının kolay olmadığı çok açık.

Ülkenin karmaşık sorunlarına bir de böylesi zorluklar eklenince, doğal olarak tartışmaları sürdürenlerin dışında kalan, ama partinin öznesi olması gereken kesimlerde bir tevekkül havası yaygın oluyor. Halbûki, tarihte defalarca kanıtlandığı gibi, karamsar ve ikircimli olmak yerine, cesaretli ve kararlı davranmanın kazandıracağı çok şey var. Bana kalırsa – tüm zorluklara ve yanıtlanması gereken tüm sorulara rağmen – Türkiye gibi bir ülkede toplumsal ve politik gerçeklikleri dikkate alan, yani Kürd’ü Türk’üyle henüz modernizmi içine sindirememiş, iktisadî-politik-etnik ve dinsel anlamda bölünmüş bir toplum gerçeğinden hareketle, temel sorunların olabildiğince geniş bir toplumsal ittifakla çözülmesini hedefleyen bir siyasal ortak payda, en doğru adım olacaktır. Kelime anlamı ile radikal, yani sorunların köküne inen ve toplumun geniş kesimlerini kucaklayan çıkarlara tercüman olan temel politik-sosyal-kültürel talepler için mücadele edecek bir hareketin örülmesi hedeflenirse, ortaklaşmanın yolu açılabilir, zorlukların üstesinden gelinebilinir. Öncelikle böylesi bir toplumsal ittfak hareketinin örülebilmesi için mutlak doğruları içeren, ideolojik anlamda ‘hatasız’, dünyayı, bölgeyi ve ülkeyi en ince ayrıntılarına kadar analiz eden ve nasıl olacağına daha solun dahi dilbirliği içinde karar veremediği bir sosyalizmi hedefleyen ‘sınıf partisi programına’ ihtiyaç olduğuna inanmadığımı vurgulamalıyım. Tam aksine; böylesi bir partinin bileşenlerinin, olanaklı olduğunca öz ve kısa/orta vadeli bir programatik belge üzerine anlaşmalarının en kolaylaştırıcı yöntem olacağı kanısındayım. Bu belgenin köşe taşlarının ‘hemen barış’, ‘demokratik sosyal ve hukuk devleti esaslarının uygulanması’, ‘demokratik, katılımcı, sosyal, özgürlükçü ve eşitlikçi yeni bir anayasa’, ‘tam istihdamı sağlamaya yönelik sosyal içerikli iktisat, istihdam ve adil vergi politikaları’ ve ‘barış temelinde militarizmden arındırılmış onurlu ve bağımsız dış politika’ gibi talepler etrafında örülmesi, geniş toplumsal kesimleri bir araya getirmeye yarayan araç olabilir.

14 Nisan 2008