SDP Genel Başkanı Filiz Koçali, partisinin internet sayfasında okuduğum bir yazısında “Çatı Partisi hakkında çok konuştuk, çok tartıştık. Artık iş yapma zamanı” diyor. Sayın Koçali gerçekten haklı. Şimdi kararlılık sergileyerek, harekete geçmek gerekiyor.
Çatı Partisi’ni oluşturmaya çalışan dinamiklerin gözden kaçırmamaları gereken bir gerçek var: Açılan "zaman penceresi", gelişmelerin etkisi ile kısa bir süre içerisinde kapanabilir. Ülkenin içinde bulunduğu derin yönetim krizi, egemenler arası çatışmalar, siyasetin aynı cephenin iki karşıt kutbu arasında bocalaması, bugünlerde beklenilen ekonomik ve malî dar boğaz ve kirli savaşın tırmandırılması, demokrasi güçlerinin yeni bir perspektif yaratacak olan yanıtı vermelerini acilen zorunlu kılıyor. Çatı Partisi oluşum sürecinde bundan sonra gösterilecek her tereddüt, her geri adım, "Falanjist cephe"ye alternatif olabilecek bir "demokratik cephe"nin örülmesini zorlaştıracak, hatta olanaksız kılacaktır.
Bence Çatı Partisi’ni oluşturabilecek kesimlerin kimler olması gerektiği artık netleşmiştir: Bu kesimler askerî vesayet rejimine ve Kürt Sorunu’nda çözümsüzlüğe son vermek, dinin siyasete alet edilmesinden kurtulmak ve demokrasi ile barışı tesis etmek isteyen güçlerdir. Yani başta Kürt hareketi olmak üzere, emek hareketinin ve "gayri memnunların" temsilcileri, sosyal ve liberal demokratlar, AKP’nin "İslami kapitalistleştirmesinden" rahatsız olan muhafazakâr kesimler ile demokratik Alevi hareketinin temsilcileri ve sol sosyalist kesimler, Çatı’nın temel dinamikleri, bunların taraftarları ise Çatı’nın hedef kitlesidir.
Hâlâ "çekinceleri" olan, soyut ilkeler bazında tartışmalara ve solda yeni "arayışlara" devam eden kesimlere sorulacak tek soru ise, Kiraz Biçici’nin deyimi ile "var mısın, yok musun"dur. Açık olarak söylemek gerekirse: ÖDP içerisindeki "ana damar" ile yurtseverlik savıyla güya "antiemperyalist" pozisyonda olduklarını iddia eden, ama Çatı tartışmalarını ısrarla gündemlerine almayan sosyalist kesimlere, artık renginizi belli edin demek gerekiyor. Var mısınız, yok musunuz?
Kürt Sorunu’nu "PKK olmadan çözmek istemek" tabii ki meşru bir görüş. Gerçi ben bu görüşün gerçekçi olmadığını ve demokratik çözümden ziyade çözümsüzlüğü derinleştirdiğini düşünüyorum, ama bu görüşü savunanlarla dahi birlikte hareket etmeye hazırım. Yalnız, bu görüşte olunmasına rağmen, bunu açıkça ifade etmemek için bin bir türlü takla atılmasını da o denli yanlış buluyorum. Açıkça söylense, renkler belli olsa, herkes rahat edecek. Kimse kimseye gocunmadan saflar belli olacak ve kimin haklı olduğunu tarih, hem de pek uzak olmayan bir gelecek belirleyecek.
Farklı görüşlerden insanların bir araya geldiği Sol Parti ve Avrupa Barış Meclisi gibi yapılanmaların oluşum süreçlerinde yer alan birisi olarak, ortaklaşmanın ne denli zor olduğunu biliyorum. Kişi olarak benim bu deneyimlerden öğrendiğim temel yaklaşımlar: kabullenme, samimi olma, görüşlerinde açık ve net olma, somut talepler çerçevesinde birlikte çalışma iradesini gösterme ve yürütülen çalışmalarda son derece saydam olmaktır. Bu temel yaklaşımlardan birisi eksik olursa, ortaklaşma gerçekleşemiyor.
Hâlbuki Türkiye’de bir Barış Meclisi deneyimi de var. Çeşitli politik yapılar, partiler ve kişiler ideolojik yaklaşımlarını diğerlerine dayatmadan, kendi doğrularının "tek doğru" olarak görülmesini öne sürmeden bir araya gelebildiler. Somut barış talebi etrafında bir araya geliş son derece ilgi uyandırdı, sempati topladı. Benzer deneyimleri Avrupa Barış Meclisi sürecinde de yaşadık. Hiçbir tüzel kişiliği olmayan bir yapılanmanın böylesi refleksleri uyardığı düşünülürse, gerektiğinde iktidar alternatifi olabilecek ve Türkiye ile bölgenin barışçıl ve demokratik gelişimini tetikleyebilecek güçlü bir toplumsal hareketin ve onun ifadesi olan bir siyaset aracının uyandırabileceği potansiyeller, haliyle çok daha güçlü olacaktır. Zaten bu gerçek yüzünden egemen medyada Çatı Partisi’ne karşı marjinalleştirme kampanyaları başlatılmış, psikolojik haberlere başvurulmuştur. Çünkü gerçekten güçlü bir alternatifin oluşmakta olması söz konusudur.
O nedenle Çatı Partisi’ni oluşturmaya çalışan dinamiklerin, ikircimli yaklaşanları artık beklememeleri gerektiğine inanıyorum. Kürt Sorunu’nun barışçıl çözümü ile ülkenin demokratikleşmesi arasında bire bir ilişki olduğuna, Kürt Sorunu çözülmeden diğer sorunların çözülemeyeceğine inanan kim varsa, artık ortak hareket etme iradesinin gereğini yerine getirmelidir. Oluşturulacak olan "Çağrıcılar Grubu" daha önce andığım kesimlerin temsilcilerinden oluşabilirse, Çatı daha ilk hamlede kurulmuş olacaktır. Ardından örgütlenme modelleri, üye sayısı v.s. gibi sorunlar da kolayca aşılabilecektir.
Eşit haklı, barışçıl, demokratik, çevrenin korunduğu, adil ve emeğin esas alındığı bir gelecek için: Şimdi Çatı zamanıdır!
Yeni Özgür Politika, 17 Mayıs 2008 (yayınlanacak)
