Çocuklar neden polise taş atar?



Geçen haftanın en tartışılan konularından biri, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da gösterilerde ön saflarda yer alan çocuklardı... DTP Kadın Meclisi’nin dört üyesine, (soldan sağa) Nihayet Taşdemir, Sultan Toptaş, Hacire Özdemir ve Şükran Gürbüz’e, yüzleri görünmeyen, isimleri anılmayan bu çocukları sorduk.

Geçen haftalarda Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun birçok kentinde hava başka renkti. Gaz bombalarından yükselen biberli bulutlar, yanan lastiklerin dumanı ve saatlerce yere inmeyen toz... İmralı’dan gelen haberler, Kürtlerin tepkiyle sokağa dökülüşü, bu tepkinin boyutları, Kürt meselesinin ne istikamete gittiği çokça tartışıldı geçen hafta. Bu esnada en sık kullanılan kalıplardan biri de ‘polise taş atan çocuklar’ oldu. Gösterilerden sonra tutuklananlar arasında 24 çocuk da vardı zaten

Bir çocuğa; polise, panzere taş attıranın ne olduğu üzerine düşünmek şu an kamuoyunun öncelikleri arasında yer almıyor. Bunun karşılığında para ya da çikolata aldıklarına, kandırıldıklarına inanmak, ‘küçük terörist’ diye geçiştirmek daha zahmetsiz en azından.

Hepsi bir tornadan çıkmış gibi aynı isim tamlamasıyla anılan bu çocukları bir nebze anlayabilmek için DTP Kadın Meclisi’nin aktif olarak çalışan 30 üyesinden dördüyle buluştuk, sadece bu çocuklardan konuşalım istedik.

Hacire Özdemir 12 yıldır kadın hareketi içinde; Nihayet Taşdemir beş, Şükran Gürbüz ise altı yıldır Kadın Meclisi’nde çalışıyor. Aynı zamanda DTP İl Başkan Yardımcısı olan Sultan Toptaş ise 16 yıldır farklı konumlarda Kürt hareketi içinde yer almış. Hepsinin çocukluğu ‘bölgede’ geçmiş, hâlâ bir ayakları oralarda. Söyleyecekleri çok şey var...

Son gösterilerde meydanlara çıkan çocuk sayısı mı arttı, yoksa bu çocuklara dair haber sayısı mı?

Hacire Özdemir: Çocuklarla ilgili haberlerin arttığını düşünüyorum. Önemli olan bu haberlerin nasıl verildiği. 2006’da 28 Mart’ta çıkan olaylarda da aynı şekilde çocuklar gündeme gelmişti. Fakat çocukların eylem etkinliklere katılması, taleplerde bulunmaları bölge için, Diyarbakır için hiç yeni bir şey değil. Ama basın ne zaman istiyorsa o zaman haber oluyor. 28 Mart’ta birçok çocuk damda ya da sokakta öldürüldü. Öldürülmeleri gerektiğini söyleyen de Türkiye Başbakanı’ydı. 7’den 70’e herkesi terörist ilan ederek, gerekirse silah kullanılması gerektiğini söylemişti. Sonra Diyarbakır’da Koşuyolu’ndaki patlamada ölen çocuklar doğru dürüst basına yansıtılmadı. Bu dönemde çocuklar konuşuluyor olabilir ama çocukların ellerine taş aldıran nedir, bu konuşulmuyor. Şiddeti ne doğuruyor? Çünkü bu çocuklar şiddetle yetişiyor. O taş atan çocuklar, sayısız ev baskınına şahit olmuş, belki gözlerinin önünde annesi dayak yemiş, belki babası gözaltına alınmış, işkence görmüş. Bir de kaybettirilenler var. Bu arka planına bakmadan sadece eldeki taşa bakmak doğru değil.

Yazılanlardan, söylenenlerden gidelim. Bu çocukların anneleri, babaları evde, bilhassa çocuklar mı meydanlara salınıyor?

Nihayet Taşdemir: Öncelikle şunu söylemek lazım: Bu çocuklar üzerinden siyaset yapıldığını söyleyen devletin kendisi çocuklar üzerinden siyaset yapıyor. Senelerdir Kürt gençlerinin kandırılarak dağa çıktığı söyleniyor. Bu manipülatif yaklaşım, Türkiye kamuoyunda Kürtlere karşı tepkiyi, milliyetçi dalgayı geliştiriyor. Bu bir siyasettir, Kürt sorununu görmezden gelmektir, Kürt çocuklarını hedef göstermektir, Kürt halkına hakarettir. Çocuklar merkezli konuşmak da yanlış. Anneleri babaları evde değil; gençler, kadınlar, yaşlılar, halkın bütünü bu soruna dair tepkisini ortaya koyuyor. Geçen cumartesi Diyarbakır’da 50 bin kişi yürüdü, sadece çocuklar değil, herkes vardı; bunun haberi olmadı. Zaten anaakım medya özellikle tahrik edici ve manipülatif haberleri, devlet çizgisinde vermeyi tercih ediyor.

Peki bu çocuklara polise taş atsın diye para ya da çikolata veriliyor mu?

Sultan Toptaş: Bir kere Kürt çocukları, hele hele bölgede yaşayanlar bu siyasetin içerisinde büyüyor. Bir hanenin tamamı mağdur; ev basılmış, askerler eve dayanmış, mahalle taranmış, kadınlar yerlerde süründürülmüş... Bir çocuk bunları gözleriyle görüyor. Bunlar kafasında, bu acıyla sokağa çıkıyor. Paradan, şekerden söz etmek taraflı bir bakış. Biz de bölgede büyüyen çocuklarız. Biz de siyaseti evimizde öğrendik. Nasıl oldu bu? Gözümüzün önünde olanlarla... Hiçbir anne istemez çocuğu dışarı çıksın da kurşunlansın, öyle değil mi? Hiçbir insan istemez. Ama koşullar bunu dayatıyor. Diyarbakır’da 11 yaşında bir çocukla konuşsanız, bizim burada konuşacaklarımızın çok üzerinde şeyler dile getirecektir.

Çocukların kandırıldığına kanıt olarak öne sürülen, gösterilerin ertesinde polis bölgeye muz dağıtmaya gittiğinde, onlarla futbol oynadığında ya da sinemaya götürdüğünde, çocukların polisle gayet iyi geçinmesi...

Sultan Toptaş: Hepimiz çocuk olduk, o dünyayı biliyoruz. Çocuk bu... Bir saat bir şey yapar, sonra başka bir şey... Bu demek değil ki onları kullanan birileri var. Eline şeker verirseniz, çocuk alır; bu kadar basit. Kaldı ki Uğur Kaymaz gibi bir örnek de var ortada. 13 kurşunla vuruldu. Bölgede istediğiniz yere gidin, her çocuk Uğur Kaymaz’ın adını bilecektir.

Hacire Özdemir: Bir de muzla, parayla, şunla bunla kaç çocuğu kandırabilirsiniz? Bir olur, iki olur, üç olur... Çocuk hiçbir şey bilmiyor, hissetmiyor mu sanıyoruz? Başına vura vura Türkçe öğretilmiyor mu? Buradaki çocuklar lunaparklarda geziyor olabilir, ama oradakiler silah sesleriyle, uçak sesleriyle büyüyor. Kürt halkı çocukluğunu, gençliğini nasıl yaşıyor, sorgulanıyor mu? Uğur Kaymaz’ı öldüren belliydi. Niye üzerinde durulmadı? Şimdi mi Kürt çocukları düşünülüyor?

Şükran Gürbüz: O görüntülere baktığımda aklıma ilk gelen şey, Kürtlerin asla inkâr edilemeyeceği oldu. Devlet ne kadar üç maymunu oynarsa oynasın... Çünkü onlar çekirdekten, görerek, öğrenerek büyümüş. Gerçekten iki yaşındaki çocuğa gidin, size Kürt hareketi üzerine bir şeyler söyleyecektir. Bence devleti de, Recep Tayyip Erdoğan’ı da korkutan bu. Savaş ortamında büyüyor hepsi, sokakta mermilerle oynuyorlar. Görülmesi gereken, bu çocukların verdiği mesajdır diye düşünüyorum.

Polis nasıl bir figürdür bu çocuklar için?

Şükran Gürbüz: Şiddet demektir. ‘Dosttur, halk içindir yahut benim garantimdir’ değil. Biz Kürtler için polisin olduğu yerde güvencen yok demektir. Ben bire bir şahit oldum: Anne sorguya alınmış, çocuk da annesinin yanında kalmış. Gözaltında, işkencede...

Kaç yaşındaydı bu çocuk?

Şükran Gürbüz: 6-7 yaşlarında... Şimdi bu çocuğun büyüdüğünde dünyası ne olur, psikolojisi nasıl olur? İşte bu çocuklara böyle yaklaşmalarının nedeni, onları kültürlerinden koparmak, yozlaştırmak, asimile etmektir. Altında bir korku vardır. Mesela Diyarbakır’a fuhuşu, tineri, baliyi götüren de devlet mercileridir.

Çocukların, gençlerin sistematik bir biçimde bunlara yönlendirildiklerini mi söylüyorsunuz?

Şükran Gürbüz: Somut ve net bir şekilde; bunlar polis gücüyle olmazsa kesinlikle yapılamaz. Normalde bir yapılır, iki yapılır, devlet cezasını verir. Ama istenen, bu çocuklar yozlaşsın, kendi kimliğinden kopsun... O yüzden çocuklarımız üzerinden ikiyüzlü bir politika yapıldığını düşünüyorum.

Nihayet Taşdemir: Soruna bütünlüklü bakmak gerekiyor. İnsanlar da, çocuklar da oyun olsun diye polise taş atmıyor. Biriken sorunların getirdiği bir öfke bu. Her evde bir-iki kişi cezaevindedir, bir-iki kişi dağdadır. Sorunu anlamadan çözemeyiz. Diğer türlüsü magazinleştirmek olur. Neden kepenk sorunu tartışılmıyor? Bence çocuklardan daha önemli olan şey, şu anda Diyarbakır esnafının yüzde 90’ının kepenklerini indirmesidir.

Esnafın da tehditler üzerine, kendi rızaları dışında kepenk indirdiği söyleniyor...

Nihayet Taşdemir: Dikkat çekmek istediğim de bu zaten. Bence artık devletin ‘kandırıldılar’, ‘satın alındılar’, ‘tehdit edildiler’ politikası iflas etmiştir. Bunlar toplum nezdinde dikkate alınmıyor. Bakın, bölgede ‘çocuk sağlığı’, ‘çocuk eğitimi’ adı altında çocuklara en fazla para veren AK Parti’dir. Sorunlara böyle bakacaksak çocukların Başbakan’a karşı gelmemesi gerekir. Çocuklara da, ailelere de ekonomik anlamda en fazla para veren, toplumsal anlamda sağlık sigortası vesaireyle en büyük desteği sağlayan AK Parti’nin kendisi.

Bu çocuklar beş-on yıl sonra ne olacak? Dağa mı çıkacaklar?

Nihayet Taşdemir: İlker Başbuğ bölgeye de gitti, devletin politikasının dağa çıkışları engellemek olduğunu söyledi. Dağa çıkış böyle mi engellenir? Ben biliyorum, bu çocuklar büyüdüğünde yüzde 80’i, 90’ı, sayı vermekte zorlanıyorum ama yüzde 50’si dağa gidecektir. Çünkü onlar için mücadele alanlarını geliştirecekleri yer dağ olacaktır. Sorunu sıradanlaştırırsak, açığa çıkacak sonuç büyük olur. İster kabul edelim, ister etmeyelim bölgede gelişen bir siyasal, kültürel bilinç var. Yıllardır Filistinli çocuklar da İsraillilere taş atıyor.

Bu çocukların, başka bir realite içinde büyüdüklerini kabul etsek de, altı-yedi yaşındaki bir çocuk için tehlikeli bir yerden bahsediyoruz. Onlardan üç tanesine ‘Haydi evinize’ dense, belki en küçükleri orada olmayacak. Çocukların alanlarda olmasına müsaade edilmesinin altında, mesele Abdullah Öcalan olduğunda Kürtlerin hassasiyetini göstermek mi yatıyor? Tepki daha net görünsün diye bilhassa mı göz yumuluyor o çocuklara?

Nihayet Taşdemir: Altı yaşında çocuk olduğunu sanmıyorum. Çocuklar çok gelişemediğinden, bazı altı yaşında görünenler 14-15’tir. Ama şunu da söylemek lazım; mesele Abdullah Öcalan olunca, çocukların tepkisi de gelişiyor.

Bir anne de çocuğunun selametini düşünmez hale mi geliyor?

Nihayet Taşdemir: Ulusal sorun yaşayan, ulusal talepleri olan halklarda böyle gelişiyor. Filistin’de başka bir boyutu yaşanıyor, Türkiye’de başka.

Dicle Üniversitesi Rektör Yardımcısı, gösterilerde polise taş atan çocukların ailelerinden alınabileceklerini söylemiş. Ne diyorsunuz?

Nihayet Taşdemir: Nazilerin Yahudilere uyguladığı bir politika gibi...

Hacire Özdemir: Çocuk Esirgeme Kurumları’nda koşulları biliyoruz. Aileden alacak da devlet kendisi mi bakacak? Çocukların gerçekten iyiliğini, geleceğini düşünseydi devlet sorunlarını çözerdi. Ayrıca aileler çocuklarını düşünmüyor da değil! Kürt anneleri defalarca çözüm taleplerini duyurdular. Büyüttükten sonra da değişen bir şey olmuyor ki... Bence Türk anneleri de kendilerini sorgulamalı. O zor şartlarda çocuğunu büyütüyor, bir yaşa getiriyor, askere gönderiyor, cenazesi geliyor. Sonra asker annesi ‘Vatan sağ olsun, biri gittiyse diğer çocuğumu da gönderirim’ diyor. Kürt anneleri için çocuklarını yetiştirdikten sonra da bir gelecek yok. Çocukların yeri yine toprak altı... O yüzden 30 yıldır inkâr edilenlere bakılsın diyoruz. Bu gösterilerin metropollere yansımayacağının garantisini nasıl veriyoruz?

Kadın Meclisi olarak, erkek diliyle siyaset yapımına karşı mücadele verdiğinizden, parti içinde de muhalif noktaya düşme ihtimaliniz var. Partili olarak değil de, bir kadın olarak bu çocuklara baktığınızda ne görüyorsunuz?

Nihayet Taşdemir: Ben Diyarbakır’da alanlarda şunu hissettim: Neden bunları yaşıyoruz? Yaşadığım duygu ‘Keşke bu düzeye gelmeseydik’ oldu. Keşke ne polis çocuklara gaz bombası atsaydı, ne de çocuklar polislere taş atsaydı... Bütün bunlara dur diyecek bir iradenin çıkmasını isterdim; Başbakan o gün Diyarbakır’daydı, sözlerini yerine getirmesini isterdim.

Sultan Toptaş: Kadın gözüyle baktığında başka görme ihtimali var ama yaşanan toplumsal bir sorunda ‘Aman çocukları koruyalım, onlara bir şey olmasın’ gibi bir cümleyi ne kendin kurabilirsin, ne de o çocuğun annesi-babası... Onlar zaten her şeyi gözden çıkarmış. Çünkü iradesine bir saldırı var, yaşam olanağı tanınmıyor. O durumda belki kadının gözü çocuğunu göremiyor.

Hacire Özdemir: Tamamen bırakmıyor da tabii. Ben çok gördüm copun, panzerin önüne atlayan anneleri. Kadın olarak çocukların böyle büyümesini biz de istemeyiz. Kim ister ki? Duygusuz insanlar değiliz. Çok düşünüyorum; polis bir çocuğa copla vururken, benim çocuğum olabilirdi diye düşünüyor mu? Kürt olmak kendi elinde değildi o çocuğun. Ama o polis de öyle yetiştiriliyor. Newroz döneminde yaralanan birçok çocuk, gözaltına alınmasın diye korkudan hastaneye gidemedi. Kürt kadın hareketinin ‘O çocuklar sokağa çıksın, taşlıyorlar, ne güzel’ gibi düşündüğü zannedilmesin. Niye o çocuklar orada, o düşünülsün. Çözülmeyecek sorunlar değil bunlar. Ben gerçekten merak ediyorum, burada yaşayan bir kadın orayı ne kadar hissediyor?

Kimse öğretmese de erkek çocukları ‘hırsız-polis’ oynamayı pek sever. Kürt çocuklar da polisçilik oynarlar mı?

Nihayet Taşdemir: Onlar polis-gerilla oynar.

Şükran Gürbüz: Polisin kötü bir rolde olması toplumsal, psikolojik bir sorun, bunu açık konuşmak lazım. İyilik tarafında gerillacılık duruyor. Ya da yasaklanan şeyler çocuğun ilgisini çeker; yasak arzu getirir, istem getirir, şiddet getirir. Çocuklar buna göre şekilleniyor işte.

Nihayet Taşdemir: Aslında bölgede yetişen çocuklar o kadar erken olgunlaşıyor ki... Erken sorumluluk üstleniyorlar. Bu çocukların birçoğunun babaları ya öldürülmüş ya da cezaevinde. Ailelerini sokaklarda mendil satarak, her türlü iş yaparak geçindiriyorlar. Bu çocuklar hayal de kurmuyor, oyun da oynamıyor. Erken olgunlaştıkları için siyasetle de erken tanışıyorlar. Çocuklar çocuk olmuyor daha doğrusu. Anlaşılmayan da bu...

PINAR ÖĞÜNÇ- Radikal