1 Haziran ve sonrası



Türkiye’de tarihe geçebilecek bir günün hazırlıkları tam hızıyla sürüyor. Gazetelerden okuduklarımıza, dostlarımızdan aldığımız duyumlara göre, ülkenin her tarafında solda duran siyasî partiler, emek örgütlerinin temsilcileri, meslek birlikleri ve tek tek barış aktivistleri, Türkiye Barış Meclisi'nin 1 Haziran'da İstanbul Kadıköy İskele Meydanı’nda gerçekleştireceği büyük barış mitinginin görkemli geçmesi için kollarını sıvamış durumdalar.

Ülkenin birçok köşesinden yükselen barış mitingine destek sesleri, umut veriyor elbette. Aynı şekilde Avrupa Barış Meclisi de eyleme omuz veriyor ve olanakları ölçüsünde “Yeter! Kürt Sorunu'nda demokratik çözüm istiyoruz!” talebini Avrupa kamuoyuna taşımaya çalışacak. Aynı gün ve hemen hemen aynı saatlerde Köln Dom Meydanı'nda bir barış etkinliği düzenleyecek. Aldığım haberlere göre, Avrupa’nın başka kentlerinde de benzer etkinlikler hazırlanıyor.

Avrupa Barış Meclisi olarak, Avrupa'da yaşayan barışsever göçmenleri, olanakları varsa, Kadıköy’deki mitinge katılarak ve Türkiye’deki eş, dost ve akrabalarının katılmasını sağlayarak, barış içerisinde bir arada yaşama isteğimizin güçlü bir sesle ifade edilmesine katkıda bulunmaya çağırıyoruz. Benim gibi Kadıköy’e gidemeyecek olanları ise 1 Haziran'da ya bulundukları yerlerde ya da saat 12.00'den itibaren Köln Dom Meydanı'na gelerek desteklerini sunmaya davet ediyoruz.

Aslına bakılırsa 1 Haziran barıştan, emekten ve demokrasiden yana olanlar için büyük bir umuda vesile olmakta. Akla karanın, laf ebesi ile gerçekten mücadele etmek isteyenin, ayrışma ya da birliktelikten yana olanların ortaya çıkacağı bir dönüm noktası, safların netleşmesi açısından da son derece önemli bir tarih olacaktır.

Amma velâkin; kanımca daha önemli olan tarih ise 2 Haziran’dır. Bunca çağrıdan sonra mitinge katılacak örgüt ve parti sayısı mutlaka yüksek olacaktır. Bir yerde işin en kolay bölümü mitinge katılmaktır. Ama asıl belirleyici olan, mitinge katılan güçlerin ne kadarının 1 Haziran'da haykırılacak olan taleplerin siyasî ve örgütsel, kültürel ve toplumsal ifadesine katılıp katılmayacağıdır. Yani hangilerinin 2 Haziran'dan itibaren örülmeye başlayacak toplumsal muhalefet hareketinin aslî öğeleri olup olmayacağıdır.

Şöyle bir geri dönüp baktığımızda - ki, öyle çok geri gitmeye de gerek yok -, 1 Haziran'a, 8 Mart, SSGSS eylemleri, Newroz, 1 ve 6 Mayıs gibi duraklardan geçerek gelindiğini görüyoruz. Aynı farklı yataklardan akmaya başlayan derelerin, tek ve büyük bir yatakta çağlayan bir nehre dönüşmesi gibi. Henüz o çağlayan nehre dönüşmedi akan dereler. Farklı toplumsal hareketlerin tek yatakta gürül gürül akan, suyu ile ülkenin en ücra köşelerini dahi yeşillendirip, bereketlenmesini sağlayan ve sonunda uçsuz bucaksız bir özgürlük denizine ulaşacak olan büyük bir nehre dönüşüp dönüşmeyeceği, maalesef sadece doğaya değil, en başta insanoğluna / insankızına bağlı. Ya tek tek akmaya başlamış olan derelerin, büyük bir nehre dönüşmesi için gerekli olan kanalları kazıp açacağız, ya da bu derelerin birçoğunun denize kavuşamadan, egemen güçlerin çöllerinde teker teker kuruyacaklarına şahit olacağız.

Bu açıdan 1 Haziran ve sonrası başta Türkiye solu olmak üzere, “Batı”, emek örgütleri, meslek birlikleri, demokratlar ve devrimciler için bir yol ayırımı anlamını taşımaktadır. Artık herkes kararını vermelidir. Bundan itibaren hiçbir gerekçe samimiyetsizliğin, sahte “kardeşlik” söylemlerinin, ikinci, ama belirleyici bölümü “ama”larla başlayan cümlelerin üstünü örtemeyecektir. “Varım” ya da “yokum” demenin, karar vermenin vaktidir.

1 Haziran ve sonrası tarihsel açıdan bir imtihandır. Ancak bu seferki imtihanın notu, ya özgürlük denizine doğru akacak olan nehrin yollarını açan kardeşliğin onurlu yaşamı, ya da - gönüllü veya gönülsüz, bilinçli veya bilinçsiz - ırkçı ve şoven egemen cephenin yedeğindeki onursuz yer olacaktır.

Türkiye Barış Meclisi çağrısında denildiği gibi, ortak bir geleceğe umutla sarılmak için yazgılarımızın birbirine sıkı sıkıya bağlı olduğunu gören, aynı acıları, aynı kaygıları paylaşan ve birbirlerinin gözlerinin içine utanmadan bakıp, kardeşçe ortak geleceklerini kurmak isteyenler, yarından itibaren barış ve demokrasi imecesine çıkıyorlar. Bu yolda ne kadar başarılı olunacaktır, bilinmez, ama en azından tarihin onurlu sayfalarındaki yerlerini alacaklardır. Geride kalanların yeri ise, tarihin utanç sayfalarıdır.

Yeni Özgür Politika, 24 Mayıs 2008