Yürüyoruz. Ayağımızın altından kayan toprağa aldırmadan, aralıksız yağan yağmurun hızımızı kesmesine izin vermeden yürüyoruz. Yeryüzüne inmiş bulutlara geçit vermeyen dağların ve yemyeşil tepelerin eteklerinde hiç durmadan yürüyoruz. Ağaçlara yaslanarak, dikenlere tutunarak, adeta soluk almayı unutarak, doludizgin yağan bir yağmurun eşliğinde yürüyoruz. Tırmanmak için iniyoruz ve inmek için tekrar tırmanıyoruz.
Bolivyalı topraksız bir köylünün peşine takılmış, işgal edilmiş ya da edilmeyi bekleyen topraklara gidiyorum. Bacası tüten tek bir ev, bir baraka, bir koyun sürüsü...
Ya da yolunu kaybetmiş bir yolcu. Tek bir kişi bile yok önümüze çıkan ya da ardımız sıra yürüyen. O kadar yalnızız ki, bu uçsuz bucaksız, işgal edilmeyi bekleyen topraklarda. Soluklanıyoruz, ağzımızda koka yaprakları. Topraksız Moises anlatmaya başlıyor, toprağın asıl sahibi gözleriyle...
Moises TORRES:
Bolivya'daki topraksızlar hareketi, Bolivya'daki toprak dağılımının eşitsizliğinden dolayı ortaya çıktı. "Toprağı işleyen, üzerinde emek harcayan kimse onundur" sloganı ile 1953'te sözde bir toprak reformu yapıldı.
Bu reformun üzerinden 55 sene geçmesine rağmen yerli Bolivya halkının toprak hakkı için hiç bir şey yapılmadı. Yani bu 55 sene içersinde tam olarak söylemek gerekirse toprak dağılımındaki eşitsizlik daha da derinleşti. Doğuda Pando, Beni, Santa Cruz, Tarija gibi yerlerde büyük toprak sahipleri güçlü bir şekilde büyüdü. Bu bölgelerde bir aile 100 bin, 200 bin, 500 bin hektar toprağa sahip olabiliyorken Batıda pek çok bölgede topraksız ailelerin sayısı gün geçtikçe çoğaldı. Batıdaki bu yoksul topraksız aileler 2000 yılından itibaren hareketlenmeye başladılar.
Tam olarak 2001 yılında harekete geçildi. Amaç bu toprak dağılımındaki eşitsizlik, toprağı iyileştirmek ve hazineye ait toprakların, topraksız ailelere dağıtılması amacıyla çıkan kanunun uygulanmasını sağlamaktı. Toprak eşitsizliği nedeniyle topraksızlar örgütlendi. Bolivya'da toprak dağılımı eşitliği olduğunu söylemek hiçte kolay değil. Çünkü biz topraksız aileler olarak 3 milyon kadın ve erkekten oluşuyoruz. Ya toprağımız yok ya da kendimizi geçindirecek kadar yok.
109 milyon hektar topraktan sadece 65 milyon hektarı kullanılabilir.
Ve 54 milyon toprakta sıradağlarla, nehirlerle çevrili. 65 milyon hektarlık kullanılabilir tarım arazilerinin 40 milyon hektarı büyük toprak sahiplerine ait.
16 milyon hektarlık alanlar ise doğal sit alanları. Hesaplara göre gerçekten halkları beslemek için üretim yapan yerli Bolivya köylülerine kalan ise 12 – 15 milyon hektar topraktır. Bu 15 milyon hektarlık toprak ise 1953 yılında çıkan toprak reformu kanunu ile belirlenmiştir. Topraksızlar hareketinin koşulsuz olarak belirlediği talebi, topraksız ailelerin saygın bir yaşamı devam ettirebilmeleri ve ailelerinin devamlılığını koruyabilmeleri için en azından minimum toprak miktarına sahip olmalarıdır.
Yağmur o kadar ıslatmış ki bedenimizin her bir parçasını, küçük derelerin üzerinden atlamaya bile gerek görmeden doğrudan içinden geçiyoruz. Suya karışıyoruz adeta. Keskin bir bıçak gibi tenimi kesen soğuğun tadını hissediyorum damarlarımda. Bu sonsuzlukta birden, iki çocuk çıkıyor karşımıza. İki küçük hayalet sanki. Yanlarında devamlı havlayan köpekleri. Moises, Quechua dilinde bir şeyler söylüyor.
İki küçük hayalet gözleri bende, kulakları rehberimde, karşılık veriyorlar anlamadığım kelimelerle. Belli ki tanıyorlar birbirlerini. Hep birlikte büyük bir kayayı aşıyoruz ve işte karşımda Bolivya topraksızlarının işgal yeri. İki toprak ev var sadece ve küçük bir ahır. Moises'in babasına ait geldiğimiz bu ev. Yağmurdan kaçan sıçanlar gibi hemen evlerden birine giriyoruz. Her yer tek bir odadan ibaret. Ocağın başında bir kadın oturuyor. Yaşını bilmeyecek umursamayacak kadar yaşlı bir kadın.Toprak bir kapta yemek pişiriyor. Dizi dibinde küçük bir oğlan çocuğu, belli ki kadının kıymetlisi. Kadından daha yaşlı bir adam oturmamız için bize yer gösteriyor. Dağ otlarından hazırlanmış bir çay uzatıyor yaşlı kadın topraklaşmış elleriyle, sıcacık... içim ısınıyor. Qeuchua dilinde konuşuyorlar devamlı. Bir kız çocuğu ürkek adımlarla içeri giriyor. Elinde kendinden bile büyük odun parçaları var. Her yerde olduğu gibi burada da devamlı kadınlar çalışıyor. Kız çocukları annelerinden önce iş yapmayı sonra yine iş yapmayı öğreniyor. Çayımı bitirdikten sonra dünyanın en güzel çorbasını ikram ediyor yaşlı kadın bize. Hiç bitmesin istiyorum çorbayı kaşık kaşık içerken. Devamlı bir şeyler ikram ediyorlar. Oysa o kadar yoksullar ki.
Yoksulluklarını paylaşıyorlar.
Moises TORRES:
Büyük toprak sahibi olan bir kişi tek başına 100 bin hektar toprağa sahip olabiliyor. 100 bin 500 bin 80 bin hektar toprağı olabiliyor. Ama biz toprağı sadece ailelerimizin devamlılığını sağlamak için istiyoruz. Sadece burada Cochabamba da değil Bolivya'da pek çok bölgede göçmen kampları var. Ama buradan yaşamını devam ettirebilmek için İspanya, Arjantin, Brezilya ve ABD'ye giden arkadaşlarımızda var. Bugün bizim ülkemizde olan sorun bu.
Eğitim konusuna gelince de, sadece MST için değil bütün ulusal düzeyde eğitim eksiğimiz var. Fiili hükümetler zamanında eğitim çok geniş kapsamlı değildi.
Bizim Bolivya'da bu geçmişten bugüne hep böyle olageldi. Dolayısıyla MST aynı zamanda bizim okulumuzda oldu. Çalışma alanımızdır okulumuzdur. Tartışma alanımızdır. Biz MST içersinde derin sözcükler, başka bilgiler ediniyoruz. Uluslar arası topluluklardan, kongrelerden, toplantılardan gelen bilgileri de alıyoruz. Dünyadan bilgiler ediniyoruz. MST bu yüzden bizim okulumuz. MST'i okul gibi görüyoruz. Fiili hükümetler bize asla bu derinliği vermedi. Onların yaptığı daha çok bizi kıramayacağımız bir çemberin içine hapsetmek oldu. Bizim Bolivya'da aldığımız eğitim böyleydi. Diğer ülkelerle iletişim kurmanın bir yolu yoktu. Toplantı yapmak konusunda bile çok büyük bir baskı altındaydık. Halk olarak toplantı yapmak istiyorsak izin almak zorundaydık. Bir araya gelip yürümek için izin almak gerekiyordu. İzin de kısıtlı bir izin.
Saatleri belirli ve her zaman polisi içeren izinlerdir. Bunlar hep hükümetlere ve otoritelere itaatkar olmayı gerektiriyordu. Çok baskı altında tutuluyorduk
Bir tepeden bakıyorum sin tierra topraklarına. Patates, Buğday ve mısır ekilmiş tarlalar uzanıyor ayağımın altında. Patates çiçekleri sarmış tüm tarlayı. Tarlaların çok yakınından, onlara hayat veren ince küçük bir dere akıyor. Moises gururla bakıyor etrafına, "Hepsi bizim, hepsini biz işgal ettik" diyor. Gülümseyerek onun gururunu paylaşıyorum. Akşam olmak üzere. Kısa bir süreliğine soluk almamıza izin veren yağmur şimdi daha bir şiddetli yağmaya başlıyor. Güneşin sıcaklığıyla kuruttuğu elbiselerimize inat yağmur daha da çok ıslatıyor bizi. Sığınacak hiçbir yer yok. Koşamayacak kadar yorgunuz. Adımlarımız eski hızını kaybetmiş. Çöküyoruz patates çiçeklerinin arasına.
Moises TORRES:
Biz organizasyonumuz olarak birçok sosyal harekete ve örgütlenmeye katıldık. 2002 yılında Santa Cruzdan, La Paz'a kadar yürüdük. Devletin yeni sosyal anayasasında değişiklikler yapılabilmesi için yürüdük. O dönemde meclise sesimiz duyurabilmek için pek çok eylem yaptık. Topraksızlar hareketi bu eylemliklerin bir parçası oldu. Aynı zamanda toprak işgalleri gerçekleştirdik. Güçlü toprak işgalleri gerçekleştirdik. Cakua da büyük toprak sahipleri tarafından öldürülen arkadaşlarımız oldu. Santa Cruz da bundan önceki neo liberal hükümetler zamanında topraksız köylüleri güçlü bastırma girişimleri oldu. Bugün bu yerli ve köylü halktan olan bu yeni hükümetten büyük beklentilerimiz var. Toprağı verimsiz kullanan büyük toprak sahiplerinin ellerindeki arazilerin yerli köylülere eşit dağıtılması gibi. Buna dayanarak bugün eyaletlerde yerel, ulusal diğer bölgelerde aktivitelerimiz, eylemliklerimiz var. Özellikle de bugünler de tarım bakanı yardımcısı ile kuvvetli ilişkilerde bulunuyoruz. Chuquısaca, Oruro, Cochabamba ve Potosi bölgelerinde aşağı yukarı 100 topraksız aileyi barındırmak için yerleşim yerleri edinmeye çalışıyoruz.
Bugün topraksız ailelerin toprak ana Pacamama'nın korunduğu bir dünyada daha saygın, çevreyi koruyan ve bir sonraki jenerasyon için daha sağlıklı bir yaşam sağlanabilmesi için olumlu bir yanıt alabilme olanağına sahibiz.
Yolumuz uzun hızlanalım derken birden kendimizi bir kaya ormanında buluyoruz.
Her yerin kaya ve taş olduğu bir alandayız artık. Biçimli, damarlı yüzlerce, binlerce kaya parçası. Burası da sin tierracilara ait. İşgal topraklarından sonra işgal kayaları da var artık. Buradaki kayaları işleyip satıyorlar. Bu kayalardan sağlam dayanıklı evler yapıyorlar. Yağmur durdu. Büyük bir kayanın üzerinden aşağı süzülen bir yağmur tanesini takip ediyor gözlerim. Kayanın damarlarından akan ve ona hayat veren kan gibi… Yağmurun bereketiyle yumuşamış toprakta derin ayak izleri bırakarak yol alıyoruz. Suya doymuş kuru topraklar gibi bizde sakiniz artık. Bulutlar arasından genç bir topraksız kadını beliriyor. Sırtında bebeği ve ekmeği. Moises'e bir şeyler söyledikten sonra aniden ağlamaya baslıyor. Moises sakin sakin bir şeyler mırıldanıyor. Söylediklerini belki de kendi bile duymuyor. Ama kadın duyuyor ağlamasını kesiyor ve utanarak bana bakıyor. Bense o daha fazla utanmasın diye uzaklaşıyorum yanlarından onları ve dertlerini yalnız bırakıyorum kısa bir süreliğine. Dağları, yapraklardan süzülen damlaları fotoğraflıyorum. Her şeyin fotoğrafını çekebilmek ve yaşamı donuklaştırmak ne kötü.
Moises yanıma geliyor. Gözüm sisler arasında çaresizce bekleyen kadında "aile sorunu" diyor. Soruna çare bulmuş gururlu bir adamın duruşuyla. Aile sorunu dünyanın tüm erkeklerinin dilinde nasılda basitleşiyor. Güneş sıcak yüzünü gösteriyor yavaş yavaş. Sıcak terletmeye başlıyor biz gezginleri. Kadın bizden gittikçe uzaklaşıyor küçücük bir nokta oluyor kayboluyor. "Keşke onun konuştuğu dili bende konuşabilseydim." diyorum kendi kendime. Moises'in evine onun işgal topraklarına varıyoruz. Küçücük bir kulübesi var.
İçerden genç bir kadın çıkıyor. Adı İsabel. Ayağının dibinde henüz emeklemeye baslamış bir bebek. Moises bebeği büyük bir sevgiyle kucaklıyor. Sümüklerini siliyor eski bir bez parçası ile. İsabel bize hemen yemek hazırlamaya başlıyor. Ben daha henüz yediğim çorbanın tadı damağımda yeni gelecek lezzetli bir yemeğin daha hayalini kuruyorum. Yemek konusunda itiraz ettiğim hiçbir şey yok bu topraklarda.Ya da çekindiğim bir an yok. Ne verilirse yiyorum, ne verilirse içiyorum, ne olduğunu sormuyorum bile. Onlar ne yerse bende onu yiyorum. Haşlanmış patates, yağda yumurta, mısır ve biraz kızartılmış tavuktan oluşuyor ziyafet. Isabel, önce bana sonra kocasına veriyor tabağı. Kendi bir şey yemiyor, sadece bebeğini emziriyor. Konuşma ve son sözü söyleme sırası İsabel'e düşüyor:
İsabel:
Bizim daha önce büyükannelerimizin küçük toprak yerleşimleri içinde söz hakkı yoktu. Babamın 2 hektar toprağı var ve biz de 8 kardeşiz. Toprak babamın üzerine kayıtlı olduğu için annemin bu toprakta hiçbir hakkı yok. Kağıtta annemin adı yok. Bu yüzden kadının toprak üzerinde hak araması mümkün değildi. Şimdi kadınlar olarak erkeklerle eşit haklara sahibiz.
Hem kadınlar hem erkekler olarak toprak üzerindeki hakkımızı arayabiliyoruz.
Topraksız ailelerdeki kadınların hedefi toprakları geri almak için mücadele etmek ve doğal kaynaklar için mücadele etmek. Topraksız ailelerdeki kadınların hedefi kadın haklarını geri almak için mücadele etmektir. Çünkü eskiden dedelerimiz örgütlenirken bunun için de kadınlar yer almıyordu. Biz topraksız köylüler olarak kız ve erkek çocuklarımız için kadın ve erkekler olarak bir arada yaşamayı istiyoruz. Ama artık bölünmüş topraklarda değil. Biz mesela 20 topraksız aile bir arada yaşıyorsak o toprağı 20 parçaya bölmeyeceğiz.Komün olarak bir arada yaşayacağız. Pirinç, yuka ekimi yapacağız. Komün olarak tarım yapmak istiyoruz.
Biz toprağı 4 hektara 5 hektara bölmeyeceğiz. Toprağı 50 parçaya bölsek bile aslında bir arada yaşayacağız. Ve bu deneyimler sonucunda toprak anaya zarar vermeyeceğiz. Ormanlara zarar vermeyeceğiz. Amacımız komün halinde bir arada yaşamak ve Geleneklerimizi devam ettirip toprak anayı korumaktır.
10 Ağustos 2008
Bu röportaj Bolivya Topraksız Kır İşçileri Hareketi belgeselinden alınmıştır.
Çeviri: Ekin KURTİÇ
MaviDefter
