Kadıköy mitinginden bu yana henüz bir hafta geçmiş olmasına rağmen, mitingin barış mücadelesi açısından bir dönüm noktası olduğunu söylemek doğru olacaktır. Bundan itibaren yapılacak olan bütün ülke çapındaki barış ve demokrasi etkinlikleri için Kadıköy mitingi katılımı ve içeriğiyle bir çıta olarak görülmelidir.
Mitingi değerlendiren kimi çevrelerde, katılım konusunda serzenişler, hatta hayal kırıklığı olduğu görülüyor. Köln’de sembolik dayanışma etkinliğine katılan bazı arkadaşlarda da benzer duygulara rastladım.
Öncelikle hayal kırıklığına kapılmanın yersiz olduğunu belirtmeliyim. Çünkü ülkenin ve muhalif dinamiklerin içinde bulundukları koşullar dikkate alınırsa, 50 bin gibi bir rakama ulaşılması kesinlikle bir başarı olarak değerlendirilmelidir. Kürt Sorunu kapsamında bir ilk olan böylesi bir mitingin farklı kesimlerden onbinleri bir araya getirebilmiş olması, öyle hiç te küçümsenecek bir olay değildir – bazı sendikaların ve örgütlenmelerin »sadece« temsilci düzeyinde katılmış olmalarına rağmen.
Katılım sayısı bir yana, mitingin yarattığı politik ve psikolojik etki de hiç küçümsenmemeli. Avrupa basınında yer alan bir yorumda denildiği gibi, »ciddiye alınacak bir barış hareketinin tohumlarını filizlendiren« bu miting, »duygusal ayrışma« yaşayan Kürt’ler ile »Batı«nın demokratik güçlerinin birbirlerinden uzaklaşmasını, kopmasını engelleyecek bir yolun önünü açmıştır. Gerek bu açıdan bakıldığında, gerekse de Kürt Hareketi’nden gelen »Kürt ve Türk halklarının ortak sesi olan 1 Haziran mitinginin verdiği mesajı dikkate alacağız« açıklamasından hareketle, Kadıköy’ün Newroz’a verilen anlamlı bir yanıt olduğunu düşünüyorum.
Ama, sonuçta bu bir »ilk« adımdır, »tohumların filizlenmesidir«. Asıl önemli olan bundan sonrası olacaktır. Yani, 1 Haziran’da bir araya gelme başarısını gösteren dinamiklerin bundan sonra ortaya koyacakları tavır, Türkiye Barış Meclisi’nin »Barışı Programlama« hedefine gösterecekleri hassasiyet ve »Em Çaresîyê dixwazin – Çözüm istiyoruz!« talebinin kitleselleşerek, ülkenin dört bir yanına taşıma görevinin üstesinden gelip gelemeyecekleridir. Özellikle »Batı«da, emekçiler ve yoksullar arasında var olan barış yanlısı potansiyelin – ki bu potansiyelin Kadıköy katılımının çok üstünde olduğuna inanıyorum – ne denli uyarılabilip, harekete geçirilebileceğidir önemli olan.
Tabii Avrupa’da yaşayan birisi olarak, Türkiye’deki muhalif kesimlere ve barışseverlere bu potansiyeli harekete geçirmek için nelerin yapılması gerektiği konusunda akıl verme ukalalığına girişecek değilim. Türkiye’de barışın sağlanabilmesi ve demokrasinin tesis edilebilmesinin temel önkoşulunun, Kürt Sorunu’nun demokratik, adil ve barışçıl çözümü olduğuna inananlar, Kadıköy’ün yarattığı zemin üzerinde ve bu yönde verilecek mücadelenin gereğini yerine getirecek basireti göstereceklerine inanıyorum – daha doğrusu, inanmak istiyorum.
Ancak, »onlar gereğini yapacaktır« demek, Avrupa’da yaşayan biz barışseverlerin hiç bir şey yapmayacağı anlamına gelmez elbette. Kadıköy mitinginden bizlerin de çıkaracağı hayli dersler ve görevler var: öncelikle Türkiye barış ve demokrasi yanlısı muhalif kesimlerle dayanışma göstermek ve Avrupa’daki demokratik kamuoyunu, sosyal hareketleri, sendikal kesimleri ve barış hareketini bu dayanışmanın öznesi yapmak, Türkiye’nin – dolayısıyla Avrupa demokrasi güçlerinin de – temel sorununun çözümüne katkıda bulunmalarını sağlamak.
Bu görevleri yerine getirmenin temel koşulu örgütlenmektir. Avrupa Barış Meclisi’nin kurulması ile yakalanan ivme, hızla kurumsallaşarak kitleselleşmeye yönlendirilmelidir. Kürdü-Türkü-Ermenisi-Asürisi ile, Alevisi-Sünnisi, demokratı-sosyalisti-yeşilcisiyle geniş kesimlerin katılacağı, hem kendi içimizde, hem de Avrupalı kesimler arasında barış için dialoğun, ırkçılığa-milliyetçiliğe-gericiliğe karşı çıkışın, demoratik çözüm ve barışa olan inancın örüleceği Yerel Barış Meclisleri kurulmalı, tek tek ülkeler bazında ABM ülke seksiyonları oluşturulmalı ve »Barışın Programlanması« hedefine uygun çalışmalara hız verilmelidir. Örgüt egoizmleri bir yana bırakılarak, ortak aklın ve ortak sesin ifadesi olan güçlü bir barış hareketi oluşturulmalıdır. Bunu yapabildiğimiz ölçüde Kürt Sorunu’nun demokratik çözümüne anlamlı bir katkı sunmuş olacağız. Benim Kadıköy’den çıkardığım en önemli ders ve görev budur.
5 Haziran 2008, Köxüz.org

